Hoşgeldiniz, henüz üye olmamışsınız. Tıklayın, üye olun
.
ÜYE GİRİŞİ
e-mail adresiniz:
şifreniz:
Kitap ve Roman ödevleri : Sayfa 9
 64,3 Kb / 45 sayfa

carlo goldoni,

kısa bir hastalığın ardından carlo goldoni 1754 yılında modena kentinden milano'ya, oradan da venedik'e geçmişti. goldoni anıları'nda (ıı. kısım, xxııı. bölüm) şöyle anlatmaktadır: "yolculuğum sırasında brenta ırmağının iki kıyısı boyunca sıralanan ve görkemleri oradaki zevk safa düşkünlüğünü yansıtan birçok villa gözüme çarptı. bir zamanlar dedelerimizin gelirlerini toplamaya gittikleri o yerlere, şimdi har vurup harman savurmaya gidiliyor. yazlık yerlerinde yüksek kumar oynanıyor, zengin sofralar kuruluyor, balolar, eğlenceler düzenleniyor. italyanların düşkünlüğü özellikle yazlık yerlerinde hiçbir güçlükle karşılaşmayan büyük bir gelişme göstermektedir."
güldürülerinin konusunu gerçek yaşamdan çıkarmayı, yaşadığı dönemin sosyete yaşamının başlıca kusurlarını belirtmeyi ilke edinmiş ve bu ilkeden asla uzaklaşmamış olan goldoni üç perdelik la villeggiatura (yazlık) adlı bir güldürü yazdı. bu güldürüde, kendi anlatımıyla, "yazlık topluluklarındaki düşkünlük konusuna şöyle bir değinilmiştir."
fakat kendisi bu konuya büyük bir önem veriyordu; aradan biraz zaman geçtikten sonra, aynı oyunun üç perdesi sayılabilecek, kibar ailelerin yazın yazlıkta sürdükleri yaşamı (hem de bütün dedikoduları, olayları, patırtılarıyla en küçük ayrıntısına kadar) inceleyen üç güldürü yazdı. bu güldürüler şunlardır: yazlık merakı, yazlık maceraları, yazlık dönüşü.
"italya'da ve özellikle venedik'te, bu yazlığa gitme merakı, maceraları ve bütün düşlünlüğüyle, bir güldürüde ele almaya değer gülünç olaylarla dolu bir konudur. belki bu tutkunluk derecesinde olan ve bir eğlenceden çok bir lüks sorununa dönüşen yazlık merakının ne kadar almış yürümüş olduğu konusunda fransa'da hiç kimsenin bilgisi yoktur. böyle olmakla birlikte ben paris'te yerleştiğimden beri, toprak sahibi olmadıkları halde, büyük harcamalara katlanarak, villalar dayayıp döşeyen ve bu yüzden kendilerini, tıpkı italya'da olduğu gibi, tümüyle yok eden kimseler gördüm. işte benim bu güldürüm, yurttaşlarımın deliliği konusunda bilgi verirken şunu da kanıtlayabilir ki, az bir paraya sahip oldukları halde kendilerini gerçek zenginlerle bir tutanlar, dünyanın neresinde olursa olsun yok olurlar." (anılar, ıı. kısım, xxvıı. bölüm.)
goldoni, güldürülerinde herhangi bir kişiden söz edildiği duygusunu uyandırmamak, kusurlarını venedikli kentdeşlerinin yüzüne vuruyor görünmemek için sahneye koyduğu olayların venedik'te değil, livorno'da ve montenero'da geçmesini yeğlemiştir.
bu üç güldürünün ilkinde bazı kimselerin yazlık harcamalarını karşılamak için yaptıkları delice özveriler anlatılmaktadır. yazlık merakı ilk kez 1761 yılında, karnavalda venedik'te sahneye konmuştur.
ikinci güldürüde, birkaç aylık tatil ve eğlence için büyük özverilere katlanıldıktan sonra, genellikle istenen sonuca varılmadığı ve yazlıktakilerin yaşamını zehir eden dolap çevirmeler, geçimsizlikler, dedikodular karşısında bu kimselerin kente dönmeyi istedikleri gösterilmektedir. ilk güldürüdeki kişilerden başka yeni kişilerin de bulunduğu yazlık maceraları ilk kez venedik'te, 1762 karnavalında sahnede oynanmıştır.
bu delice davranışların ahlaksal ve ekonomik sonuçları üçüncü güldürünün konusunu oluşturur. üç güldürünın en güzeli belki de bu sonuncusudur. ıı. perdede leonardo, bernardino ve fulgenzio arasında geçen sahne (vı. sahne) goldoni'nin kaleminden çıkan en güzel parçalardan biridir. bernardino dışında, bütün kişiler ikinci güldürüde gördüğümüz kişilerdir. yazlık dönüşü ilk kez 1763 karnavalında venedik'te sahneye konmuştur.

Ödevi indir - Benzer ödevler
 52,5 Kb / 28 sayfa

francıs bacon,

yeni atlantis'i bacon, 1624'te, altmış üç yaşındayken, sağlığı bozulmuş, siyasetten çekilmiş olduğu bir zamanda yazdı. dr. rawley, yapıtı 1627'de yayımladı. önce ingilizce yazılmış, sonra latinceye çevrilmişti; ingilizce metinde görülen bazı anlaşılmaz yerler, latince metinle karşılaştırılarak düzeltilebilmiştir.
yeni atlantis, kendisinden önce yazılan ve ideal bir devleti anlatan yapıtların etkisinde kalmıştır. platon'un "devlet"i gibi siyasal felsefe yapıtı olmadığı gibi sir thomas more'un "utopia"sı ve swift'in yapıtları gibi ekonomik bir eleştiri ve yerme de içermez. daha çok kişisel bir ideal ve düşlem ürünüdür. ben salem halkının ahlak ve töreler üzerine anlattığı şeyler insanlığın nasıl olması gerektiği konusunda bacon'ın düşüncelerini göstermektedir. "bu halkta görülen, akla uygun dindarlık, ağırbaşlı neşe, ince nezaket ve iyilikseverlik, eli açıklık ve konukseverlik, resmi yaşamda bağlılık, özel yaşamda namus, ağırbaşlılık ve terbiye, düzen, nezaket, ciddi çalışkanlık kendisinin olgunluk düzeyine eriştiğini gösterir." anlattığı toplumsal kurumlar yeni bir ulusal özyapı oluşumu için birer araç olmaktan çok bu niteliklerin doğal sonucu ve anlatımıdır.
yapıtın en önemli ve büyük bölümünü kapsayan "süleyman evi" kendisinin bütün yaşamı boyunca düşlerinde yaşattığı bir idealdir. on yedinci yüzyıl bilimsel denemeler ve araştırmalar bakımından büyük çalışmaların yapıldığı bir çağdır. bacon, eyleme dayanan bilgilerimizi genişlettiğimiz ölçüde insanlığın kurtulabileceğine inanıyordu.
onun dönemi bilgiyi yalnızca bilgi olduğu için aramıyor, insanlara büyük çıkarlar sağlayacağı için bilimsel deneme ve araştırma yapılmasını istiyordu. yeni atlantis, hem büyük bir adamın umut ve ülküsünün bir anlatımı, hem de modern bilim ruhunun doğduğu o dönemi en iyi anlatan bir yapıttır.

Ödevi indir - Benzer ödevler
 115,4 Kb / 84 sayfa

fiyodor dostoyevski,

ben hasta bir adamım... gösterişsiz, içi hınçla dolu bir adamım ben. sanıyorum, karaciğerimden hastayım. doğrusunu isterseniz, ne hastalığımdan anladığım var, ne de neremin ağrıdığını tam olarak biliyorum. tıbba, hekimlere saygı duymakla birlikte, şimdiye dek tedavi olmadığım gibi, bundan sonra da böyle bir şey düşünmüyorum. üstelik boş inançları olan bir insanım, hem de tıbba saygı duyacak kadar. (oldukça iyi bir öğrenim gördüm, boş inançlara inanmamam gerekirdi, ama inanıyorum işte.) hayır, hayır, salt hıncımdan dolayı tedavi olmak istemiyorum. siz bunu anlayamazsınız. ama ne ziyanı var, ben anlıyorum ya! bu huysuzluğumla kime kötülük edeceğimi açıklamak elimde değil, bunu ben de bilmiyorum; bildiğim bir şey varsa, o da tedaviden kaçmakla hekimlere bir "zarar veremeyeceğim", olsa olsa bütün zararı kendimin çekeceğidir. yine de hıncımdan tedavi olmuyorum! karaciğerim ağrıyormuş, varsın daha beter ağrısın! epeydir böyle yaşıyorum, belki yirmi yıldır. simdi kırkımdayım. eskiden çalışırdım, şimdi görevi bıraktım. ters bir memurdum. kabaydım, kabalığımdan zevk alırdım. rüşvet yemediğime göre, demek oluyor ki kendimde, kaba olma hakkını görüyor, bununla kendimi ödüllendiriyordum. (kötü bir nükte, ama olsun, karalamayacağım. yazarken güzel olacağını sanmıştım, şimdi bakıyorum da çirkin bir böbürlenmeden öteye geçememişim. böyle olduğunu bile bile karalamayacağım işte!) masama gelenlerin işini, dişlerimi gıcırdata gıcırdata yapar, birinin kırıldığını görsem, bundan büyük bir zevk alırdım. hemen hemen her zaman da gücenen biri çıkardı. çoğunlukla korkak kimseler olurlardı. ricacı milleti değil mi?.. yalnızca kendini bilmez bir subaydan nefret ederdim. bir türlü...

Ödevi indir - Benzer ödevler

avusturyalı büyük sahne şairi franz grillparzer 15 ocak 1791'de viyana'da doğmuş, 21 ocak 1872'de aynı kentte ölmüştür. uyanık görüşlü bir avukatla, müzik dostu fakat ruhça hasta bir ananın oğludur. 1811'de hukuk öğrenimini bitirdi, 1832'den 1856'ya kadar saray özel kaleminde evrak müdürlüğü yaptı. bu tekdüze memurluk yaşamını, italya'ya, almanya'ya, paris'e, londra'ya, türkiye'ye (1843), yunanistan'a yaptığı gezilerle çeşnilendirmeye çalışmıştır. uzun bekleme ve duraksama yıllarından sonra yapıtları büyük ilgi gördü, kendisine birçok sanlar verildi (1859'da leipzig üniversitesi'nin onursal doktorluğu, 1861'de seçkinler meclisi üyeliği, 1864'te viyana'nın onursal kentliliği). ayrıca 80'inci yıldönümü avusturya'da ve bütün almanya'da benzersiz bir biçimde kutlanmıştır. viyana bilim akademisi 1875'ten beri her üç yılda bir en güzel sahne yapıtını yazana grillparzer ödülü vermektedir. ince, canlı, sevimli bir anlatımla kaleme aldığı fakat tragedya ciddiliğinden uzak "yalancının vay haline" (1840) güldürüsü ilk oynanışında halk ve eleştirmenlerce o kadar kaba karşılanmıştı ki buna çok üzülen şair sahne ve yazın yaşamına büsbütün küsmüş, bu tarihten sonra yazdığı yapıtları yazı masasına kilitlemişti. bu arada üç büyük yapıtı 1873'te mirasçıları tarafından yayınlanmıştır. grillparzer "goethe ile schiller'den sonra -aralarında az çok bir mesafe de olsa- gelen en iyi yazar" olduğunu kendisi söyler. belki haklıdır da. coşumculardan etkilenmesine ve gerçekçiliğe geçişte büyük payı bulunmasına karşın bu avusturyalı klasik asıl alman klasikleri arasında üçüncü gelir. yazın tarihinde kısa dönemler çok kolay gözden yiter. üç büyük yunan tiyatro yazarının (aisklos, sofokles, euripides)

Ödevi indir - Benzer ödevler
 169,0 Kb / 64 sayfa

bu kitabı yazarken paisona'ların böylesine meraklı, kurnaz, fakir ve huysuz olduklarını bilmiyordum. onları, yaşadıkları hayatın güç şartlarıyla haşır neşir olmuş, dayanıklı, cana yakın insanlar olarak tanırdım. yazgıya böylesine boyun
eğme, bir erdem olsa gerektir.

anlatacağım hikayelerde bu insanların bu kerte kurnaz
ve akıllı olduklarını bilseydim, kesinlikle yazmaya kalkmazdım.
küçükken bir okul arkadaşım vardı. esmer, temiz kalpli, iyi bir
çocuktu; piojo derdik. ne babası, ne de anası vardı, taparcasına
sevdiği ablasının yanında oturuyordu.

kıpkırmızı yanakları olan bu kızı, hepimiz sever, sayardık. arasıra bize, domatesli, peynirli sandviçler yapardı. işte bu piojo ile ablasının oturduğu evdeki mutfağın musluğu
bozulmuş, su akmaz olmuştu. yemeğe koydukları ve içtikleri suyu tuvaletteki musluktan alıyorlardı. musluk dediğimiz de, yerden bir iki parmak yüksek, ince bir boruydu. hele su azaldı mı, avuç avuç yerden toplamaktan başka çare yoktu. piojo'nun ablası hiçbirimizi tuvalete sokmazdı. bir seferinde, biriktirdiği suyun içine bir avuç kurbağa yavrusu atmıştık da kırmızı yanaklı kız bize ne kızmıştı!

bu olay belki size pek tuhaf gelir ama, ben öyle düşünmüyorum. bu da bir
çeşit kurnazlık sayılır. epeydir edep, terbiye çerçevesinde üşünüyorum da, hala bu kırmızı yanaklı kıza or... ve arasıra bize birkaç kuruş veren piojo'nun amcalarına da, onun müşterileri demek gelmiyor içimden.

bütün bunlar başlangıç değil, sonuç oluyor. bu hikayeleri gerçek olduğu ve
beğendiğim için yazdım. edebiyatçı geçinenlerin çoğu bu insanların sadece
kaba taraflarını görmüş, onların yoksulluğuyla alay etmiştir. onları
unuttum, hatırlamıyorum bile. fakat bir daha bu temiz kalpli, gözleri istek ve doğruluk dolu, candan insanların böyle ilkel yanlarını göstermeye çalışmayacağım. eğer, başlarından geçen birkaç olayı anlatmakla kötülük ettimse onlardan özür dilerim. böyle bir şeyin bir daha tekrarlanmayacağından emin olabilirler.

Ödevi indir - Benzer ödevler

albay aureliano buendia, yıllar sonra idam mangasının
karşısına dikildiğinde, babasının onu buzu keşfetmeye götürdüğü
o çok uzaklarda kalmış ikindi vaktini anımsayacaktı. o zamanlar
macondo, tarihöncesi kuşların yumurtaları kadar ak ve kocaman,
parlak çakıllarla örtülü yatağı boyunca dupduru akan bir ırmağın
kıyısında kurulmuş, yirmi hanelik bir kerpiç köydü. dünya
öylesine çiçeği burnundaydı ki, pek çok şeyin adı yoktu daha ve
bunlardan sözederken parmakla işaret edip göstermek gerekti.
her yıl mart ayında, paçavralar içinde bir çingene obası köyün dışına
çergilerini kurar, boru ve dümbelek şamatası içinde
yeni icatların çığırtkanlığını yaparlardı. önce mıknatısı getirdiler.
kendini melquiades diye tanıtan sakalı taraz taraz, elleri
pençe gibi, iri kıyım bir çingene, makedonyalı bilge simyacıların
sekizinci harikası dediği nesneyle akıl çelen bir gösteriye girişti.

iki maden külçesini peşinden sürükleyerek kapı kapı dolaştıkça,
tencerelerin tavaların, maşaların, mangalların yerlerinden tangır-tungur
yuvarlandığını, yuvalarından fırlamaya çalışan çivilerle vidaların
umutsuzluğundan kirişlerin inlediğini, hele hanidir kayıp nesnelerin
hem de çok arandıkları yerlerden ortaya dökülüp melquiades'in büyülü
demirlerinin peşinden paldır-küldür akın ettiğini görenlerin aklı
başından gitti. çingene, kaba şivesiyle, eşyanın da
canı var, diye ilan etti; bütün iş, ruhlarını uyandırabilmekte.
dizginsiz düş gücü, değil doğa harikalarının, en olmadık mucizelerin
ve sihirlerin bile ötesine taşan jose arcadio buendia, bu
yararsız icadın toprağın bağrından altın çıkarmaya yarayabileceğini
düşündü. dürüst biri olan melquiades
...
......

Ödevi indir - Benzer ödevler
 165,3 Kb / 68 sayfa

falih rıfkı atay,

büyük harp'in son aylarında "ateş ve güneş"i yazmıştım. cemal paşa sam'dan istanbul'a gelmiş, artık yalnız bahriye nazırı idi. kendisini gördüm ve yayınlanmasını uygun bulup bulmadığını anlamak istedim.
"ateş ve güneş" çöl ordusunun kahramanlık ve ıstırap hikâyelerinden ibaretti. nazırım bir gün sonra müsveddeleri geri verdi.
- bastırmasanız iyi olur, dedi.
"ateş ve güneş" de birkaç subay ve neferden başka hiç kimsenin ismi yoktu. eski dördüncü ordu kumandanı'nın dört yıl yanında çalışan bir yazardan beklediği belki, bu değildi. o kitabımda kendini aramıştı.
büyük harp'te suriye idaresi için hiçbir satır yazı yazmamıştım, çünkü yalnız beğendiğim şeylerden bahsetmek lazımdı.
mütarekede ise, yalnız beğenmediğim şeyleri yazabileceğim için, suriye hatıralarını yine bir yana bıraktım.
bugün her ikisini de söylemek mümkün olduğundan, "zeytindağı'nı bastırıyorum.
biz, şimdi kırkına yaklaşanlar, osmanlı imparatorluğu'nun son gençleriyiz. 1914'te üç, beş, yedi yaşında bulunan çocuklar, bugün, yeni türkiye'nin gençleri olmuşlardır ve hatıralarında imparatorluktan hiçbir iz kalmamıştı, işte onlara, saltanatın, suriye'de, filistin ve hicaz'daki son yıllarını anlatmak istiyorum.
bizden belgrad'ı aldıkları zaman, düşman delegeleri niş kasabasını da istemişlerdi. osmanlı delegesi ayağa kalkarak:
- ne hacet, dedi, istanbul'u da size verelim.
babalarımız için niş, istanbul'a o kadar yakındı.
biz eğer vardar'ı, trablus'u, girit'i ve medine'yi bırakırsak, türk milleti yaşayamaz sanıyorduk.
çocuklarımızın avrupası marmara ve meriç'te bitiyor.
batış ve kurtuluş gibi, bir milletin tarihinde ikisi tek yüzyıl içine pek az defa sığmış olan ve yalnız biri milli tarihin bir büyük faslı olan iki hadiseyi dört, beş yıl içinde görüp geçirmiş, en büyük acıyı ve en büyük milli sevinci tatmış olanların hikâyeleri okunmaya değer.

Ödevi indir - Benzer ödevler


« Önceki sayfa    -     Sonraki sayfa »


Sayfalar

1 2 3 4 5 6 7 8 9
web tasarım web yazılım