|
|
| |
| |
| |
| |
Kitap ve Roman ödevleri : Sayfa 8
 514,5 Kb / 76 sayfa
talât paşa'nın el yazısı 7 ilksöz 9 giriş 11 hatıralarımı neden kaleme aldım? 11 türkiye'ye yapılan haksızlıklar 12 ı- meşrutiyetin ilanı 13 jön türk hareketi 15 ilk ermeni ve bulgar hareketleri 16 türkiye'den koparılan topraklar 18 balkan harbi faciası 18 rusların türkiye'yi zayıflatmak siyaseti 21 boşa giden gayretler 23 ıı- almanya ile ittifak nasıl hazırlandı? 23 breslau ve göben hadisesinin iç yüzü 27 harbe giriş arifesinde 28 türkiye harbe nasıl girdi? 30 mağlubiyetler başlayınca 31 vagon ticareti meselesinin iç yüzü 33 ittihat ve terakki'nin temizliği 36 ııı- ittihat ve terakki cemiyeti'nin teşkilatı 37 sadrazam küçük sait paşa 40 ıv- ermeni meselesinin tarihi 43 ermenilerin içyüzünü gösteren tarihi vesikalar 45 ermeniler düşmanlarımıza nasıl alet oldular? 52 kanuni durumdan gayri kanuni duruma geçiş 57 umumi ve hususi tadiller 59 dikkate şayan bir makale 61 ermenilerin tehciri 65 müspet hadiseler 67 hükümetin icraatı 77 v- rus vesikaları 80 türk halkına yapılan zulümler 80 ermeni cinayetleri 82 ermeni çetelerinin zulümleri 85 büyük katliam 87 vahşetlerin arkası kesilmiyor 92 rusların itirafları 100 albay morel'in hakiki hüviyeti 118 vı- ''ittihat ve terakki'' siyasi fırkasına dahil olan kabineler ve bu fırka azaları aleyhine davalar 123 vesikalar 125 ayan meclisi'nce reddedilen takrir bazı çürük iddialar mahkemenin selahiyeti meselesi 140 birinci mahkemenin sonu 142 suçsuzlar mahkûm ediliyor 144 dahiliye nazırının vaziyeti 145 umumi harb'in ilanından kimler mesuldür? 146 harici siyasetten mesul olanlar 147 idam için ileri sürülen delil 148 kasten tahrif edilen hadiseler 150
Ödevi indir - Benzer ödevler
 594,0 Kb / 87 sayfa
1- özdeyiş 2- insan üstüne 3- tanrıya kafa tutuşun anlamı 4-.islam dininde tanrı kavramı 5- tanrı karşısında insanın direnişi 6- insanın kendini tanrı sayışı 7- tanrıyı kınama 8- tanrı-lnsan birliği 9- tanrıyı yaratan insandır 10- sonuç
Ödevi indir - Benzer ödevler
 143,3 Kb / 23 sayfa
ıntroductıon the "sepher yetzirah," or "book of formation," is perhaps the oldest rabbinical treatise of kabalistic philosophy which is still extant. the great interest which has been evinced of late years in the hebrew kabalah, and the modes of thought and doctrine allied to it, has induced me to translate this tractate from the original hebrew texts, and to collate with them the latin versions of mediaeval authorities; and ı have also published an ıntroduction to the kabalah which may be found useful to students. three important books of the "zohar," or "book of splendour," which is a great storehouse of kabalistic teaching, have been translated into english by s. l. macgregor mathers, and the "sepher yetzirah" in an english translation is almost a necessary companion to these abstruse disquisitions: the two books indeed mutually explain each other. the "sepher yetzirah," although this name means "the book of formation," is not in any sense a narrative of creation, or a substitute genesis, but is an ancient and instructive philosophical treatise upon one aspect of the origin of the universe and mankind; an aspect at once archaic and essentially hebrew. the grouping of the processes of origin into an arrangement, at once alphabetic and numeral, is one only to be found in semitic authors. attention must be called to the essential peculiarity of the hebrew language, the inextricable and necessary association of numbers and letters; every letter suggesting a number, and every group of letters having a numerical signification, as vital as its literal meaning.
(note: the sepher yetzirah is one of the most famous of the ancient qabalistic texts. ıt was first put into writing around 200 c.e. westcott's translation of the sepher yetzirah was a primary source for the rituals and knowledge lectures of the golden dawn. this is the third edition of westcott’s translation, first published in 1887. a fourth revised edition of the sepher yetzirah by darcy kúntz, complete with hebrew text, notes and bibliography, is available from holmes publishing group, p.o. 623, edmonds,wa 98020.)
Ödevi indir - Benzer ödevler
 407,1 Kb / 316 sayfa
fakir baykurt,
gökçimen'i bilen azdır.
ankara'ya bağlı bir köydür bu. bir küçük tepenin eteğinde elli kadar ev, bir cami, bir dibek, bir çeşme, bir yunak, bir çürük okul ve elli kadar gübreliktir. evler yan yana, birbirine bitişik ve toplucadır. hepsinin yönü güneyedir. köyün ardında çamı, ardıcı tükenmiş bir dağ durur. ön yanı açıklıktır. bu açıklıkta gökçimen'in tarlaları serilir. tarlaların bir başından bir başına kırk dakikada yürünür. bu açıklığın hepsi gökçimen'in değildir üstelik. evci köyünün tarlaları gelir gökçimen'in koltuğuna sokulur. bir yandan da kayadibi köyünün tarlaları başlar.
arkadaki dağdan belli belirsiz bir su çıkar. büküle büküle öteki köylerin topraklarına gider. iki kıyısına söğüt, kavak dikmişlerdir. bağ bahçe yapmışlardır. kimi yerler çayırlıktır. köyün camızı, sığırı, sıpası buralarda yayılır. yaz gelince de kesilmez. gökçimen'in insanlarına, hayvanlarına yeter iyi kötü.
oysa çoğu köylerin suyu kesilir. çiçek çimen, yeşermiş ot, ne varsa yanar kavrulur yazın. çevre köylerde bir inanç vardır: "gökçimen'in suyu kesilmediğinden, her yanı çayır çimendir. çayır çimenin yeşili kızların gözüne yansır. bu yüzden göküş olurlar. eğer avucunda üç kuruşun var da kendine yeni bir karı almak istiyorsan, gökçimen'e git, kız al!" derler.
geçen zamanlar bu inancı doğrulamış, çevrenin varsıllarını hiç yanıltmamıştır. parayı kuşağına doldurup gelen, istenen altınları da takınca; beğendiği kızı ata bindirip götürmüş, gel demiş imama, kıydırmış bir nikah, ondan sonra istediği kadar çalıştırmış, istediği kadar çocuk doğurtmuştur. yıllar geçip gökçimenli kız biraz kocayınca, onu bir köşeye itmiş, belki onun kazancıyla, gökçimen'e varıp bir kız daha almıştır.
karşıdan bakarsan gökçimen'e çok para girer. bu sözün karşılığını köylüler şöyle verirler:
"canım, kız parası değil mi? elde avuçta eğleşmez ki... tütüne gayfaya anca yeter..."
analarının, ebelerinin dediği gibi, bu köhne dünyanın üzerinde .... .......
Ödevi indir - Benzer ödevler
 67,4 Kb / 35 sayfa
bir zamanlar, saint-denis caddesinin ortalarında, hemen hemen petit-lion sokağıyla birleştiği yerde, bir ev vardı; hani şu benzetme yoluyla tarihçilere eski paris'i göz önünde canlandırmak olanağını veren değerli evlerden biri. bu yıkıntı evin insanı korkutan duvarları, hiyerogliflerle alaca bulaca bir duruma sokulmuştu sanki. birbirine koşut çatlaklarla, sıvanın üstünde bir yandan öbür yana, bir köşeden öteki köşeye uzatılmış tahta parçalarının evin yüzüne çizdiği bu x'lerle v'lere, yoldan geçen bir kimse başka nasıl bir ad verebilirdi. en hafif bir araba geçerken bile bu kalasların yerlerinden oynamaları doğaldı. paris'te bir daha görülmeyecek üçgen biçiminde bir çatısı vardı. paris ikliminin gereği olarak kıvrım kıvrım yapılmış olan bu çatı, yolun üstüne doğru üç ayak kadar uzanıyor, böylelikle hem kapının eşiğini, hem de çatı katının duvarını ve hiçbir dayanağı olmayan penceresini yağmur sularına karşı koruyordu. çatı katı, herhalde bu çelimsiz derme çatma evin sırtına fazla yük olmasın diye, birbiri üstüne çivilenmiş, arduvazı andırır tahtalardan yapılmıştı. yağmurlu bir mart sabahı, paltosuna sarınmış genç bir adam bu eski evin karşısındaki dükkânın saçağı altında durmuş, bir arkeolog heyecanıyla evi inceliyordu. doğrusu ya, on altıncı yüzyıl kentsoylularından arta kalan bu yıkıntı, kendisine bakanları uzun uzun düşündürüyordu. her katta bir acayiplik vardı: birinci katta birbirine yakın, uzun ve dar dört pencerenin alt kısımlarının camları çıkarılarak yerlerine tahtalar konmuş; kurnaz bir satıcının kumaşlara alıcıların istediği rengi verebilmek için yararlandığı hafif bir ışık içeriye girsin diye böyle yapılmıştı. delikanlı evin bu en esaslı kısmına hiç aldırış etmiyor gibiydi, gözleri henüz bu kısımda durmamıştı. ikinci katın kalkık panjurları altından, bohemya camından yapılmış büyük pencerelerin arkasında görünen kırmızı müslinden küçük perdeler de onu ilgilendirmiyordu. onun dikkatini çeken, üçüncü kattaki pencerelerdi; bunların kaba bir yöntemle işlenmiş tahta kısımları, fransız marangozluğunun ilk çalışmalarını göstermek için küçük sanatlar müzesine konsa, buna değer...
...... ..........
Ödevi indir - Benzer ödevler
 138,1 Kb / 91 sayfa
zengiz aytmatov,
babam törekul aytmatov,
bilmiyorum mezarın nerededir,
bunu sana sunuyorum.
anam nahima aytmatova,
biz dört kardeşi sen yetiştirdin,
bunu sana sunuyorum.
üzerinde yeni yıkanmış beyaz entarisi ve koyu renkli beşmenti, başında beyaz yazmasıyla, bir ana, biçilmiş tarlaların arasından geçen yolda ağır ağır ilerliyor. yanında-yakınında kimsecikler yok. yaz bitmiş, tarlalarda çalışanlar gitmiş. kırlarda yankı yankı yayılan insan sesleri yok artık. yollarda bulut bulut toz kaldıran kamyonlar ve biçerdöverler de yok. sürüler henüz anızlara salınmamış.
uzakta, boz renkli büyük yolun ötesinde, sonbahar bozkırı gözalabildiğine uzanıyor. gökyüzünü, bir yerlerden akıp gelen mavimsi bulutlar kaplamakta. sessizce tarlalara yayılan rüzgar, hasır sazlarına, sayar gibi tek tek dokunup geçiyor, ölü yaprakları dereye doğru sürüklüyor. sabahleyin her yeri çiy kaplayınca, dereden otların kokusu yayılır çevreye. hasattan sonra toprak dinlenmektedir. çok geçmeden kötü havalar başlayacak, yağmurlar dinmeden yağacak, sonra ilk kar yere düşecektir. daha sonra da fırtınalar, boralar...
ama şimdilik böyle bir şey yok. her şey sessiz, sakin görünüyor. yaşlı anayı hiçbir şey rahatsız etmemeli. bakın, işte, durdu. yaşlılıktan kenarları iyice kırışmış gözlerle çevresine uzun uzun baktı:
-selamünaleyküm sevgili tarlam! dedi yavaş sesle.
-aleykümselam tolgonay. yine geldin demek? görüyorum, biraz daha yaşlanmışsın, saçların bembeyaz olmuş... aa, baston da kullanıyorsun artık.
-evet, güzel toprağım, yaşlandım. ee, aradan bir yıl daha geçti ve sen bir hasat daha verdin. biliyorsun, bugün ölenleri anma günü.
-biliyorum ve seni bekliyordum tolgonay, ama bu defa da yalnız geldin değil mi?
-gördüğün gibi yalnızım, hep yalnız...
-demek ona hiçbir şey söylemedin daha? ... ..... .......
Ödevi indir - Benzer ödevler
 82,0 Kb / 45 sayfa
burada çevirisini verdiğimiz burun, fayton ve palto, gogol'un "petersburg öyküleri"nin en güzelleridir ve gogol'un dehasının bütün özelliklerini en iyi gösteren örneklerdir. gogol, burun'u 1833'te yazmaya başladı. 1835'te ilk biçimini vererek bitirdikten sonra "moskovski nablüdatel" dergisine gönderdiyse de derginin yönetmeni, öyküyü bayağı bulduğu için geri verdi. ama bu öykünün sanat güzelliğini, yergi değerini hemen anlayan puşkin, 1836'da, yönettiği "savremennik" dergisinde burun'u yayımladı. ayrıca şöyle bir not koydu: "n. v. gogol uzun süre bu şakanın basılmasını istemedi; ama biz, bu öyküde öyle şaşırtıcı, akla sığmaz, neşeli, özgün şeyler bulduk ki öykünün elyazmasının bize verdiği zevki okuyucularımızla paylaşmaya razı olması için kendisini güçlükle kandırabildik." 1835'te yazılmış olan fayton'un ana düşüncesi yaşamdan alınmıştır. gogol'un viergorski adlı, dalgınlığıyla ünlü bir tanıdığı varmış. bir gün petersburg'daki bütün diplomatları şölene çağırmış, ama o gün şöleni unutarak kulübe yemeğe gitmiş; geç vakit evine döndüğünde şöleni anımsamış. ertesi gün özür dilemek için bir gün önce resmi üniformalarıyla evine gelmiş olan yüksek konumdaki konuklarını birer birer ziyaret etmiş. herkes bu adamı sevdiği, dalgınlığını bildiği için onu hoş görmüşler. yalnızca bavyera elçisi kendisiyle her türlü ilişkisini kesmiş. puşkin, fayton'u okuduktan sonra pletnev'e yazdığı bir mektupta, "gogol'a öyküsü için çok teşekkür ettiğimi bildirin." demiştir. öykü 1836'da "savremennik" dergisinde basıldı. bu öyküde gogol'un içinde yaşadığı topluluğun bütün özelliklerini, inceliklerini görme yeteneği olduğu gibi ortaya çıkıyor. bu gibi incelikleri her insan, her dakika çevresinde görür, ama bunları ancak bir gogol ortaya koyabilir." palto konu, teknik, yergi bakımından gogol'un en önemli öyküsüydü. öykücü burada eski rusya'nın bilgisizliğine, adaletsizliğine karşı duyduğu tiksintiyi bütün gücüyle belirtmektedir. akakiy akakiyeviç'in tragedyası, xıx. yüzyılda rus insanının, bütün küçük insanların tragedyasıdır. belinski haklı olarak gogol'a "gündelik yaşamın şairi" demiştir. ama gogol, palto'da yalnızca gündelik yaşamın şairi...
..... ........
Ödevi indir - Benzer ödevler
 99,1 Kb / 59 sayfa
ahmet altan,
diyorlar ki, yenilmişiz. diyorlar ki, ölümü savunanlar, ölümü avuçlarında taşıyanlar, ölümü zehirli tohumlar gibi hayatımıza saçanlar kazanmış. reggiani, 'kurtlar şehre indi' diyor şarkısında. biz, hayatı savunanlarız. biz, hayatı ölmeyi bilerek savunanlardanız. bahardır bizim müttefikimiz. ölümden korktuğumuzdan değil yaşadığımız, biz savaşmayı sevdiğimizden yaşanz. yaşamaktır savaşımız. bir nakış işler gibi, her ilmiğine kendimizden bir şey katarak yaşarız. diyorlar ki, yenilmişiz. diyorlar ki, sahipsiz ölülerimizin kanlıları zafer yürüyüşleriyle geliyorlarmış. diyorlar ki, dağılmış ordularımız. diyorlar ki, her cephede bir hüzün, her cephede bir yenilgi varmış. diyorum ki, yenilmedik. toy kısraklar gibi oynak bahar sabahları ha- yatımıza koşarken ne yenilmesi, bu çıldırmış erguvanlar her yana dağılırken kim yenebilir bizi. su gülümsemeleriniz. dilinizin ucuna geliveren şiirler. mırıldandığınız şarkılar. kır kahveleri, kıpır kıpır bir şeyler içinizde, taze ot kokuyor her yan, birisi size sizi sevdiğini söylemeye hazırlanıyor. kahkahalardan atlarımız, yapraklardan cephanemiz, neşeden ordularımızla yürürüz cepheye. ölümü taşıyanlara karşı hayatı biz yaşayarak savunuruz. onlar kalın parmaklannda ölümü taşıyorlar, sırtlarında öldürdüklerinin hayaletleri, her gülümsemeyi ezmek istiyorlar, aşağılıyorlar aşklarınızı, zekice her nükteden nefret ediyorlar, hayat en büyük düşmanları. onlar öldürdükleriyle ölen ölüler. biz, hayatı savunanlarız. yaşayanlarız biz. ışıklı sabahlar, çiçekli ağaçlar, tebessümler, kekik kokulan, deniz kıyıları, dudağımızın kenarında taşıdığımız öpüşmeler, imalı şakalar, alnımızda hissettiğimiz ince rüzgâr, ihtiyar kayıkçının selamı, çırılçıplak yüzen çingene çocukları, bahar akşamlan bizim müttefiklerimiz. kalabalığız. güleriz biz, sevişiriz, çocuklann başlarını ok-şanz, en oymalı ıslıklan biz çalar, en demli çaylan biz içeriz. kaç pusudan geçtik, kaç çatışmadan çıktık. ... .... içindekiler diyorlar ki, yenilmişiz felsefe, cinayet, askerlik ve edebiyat ve kırar göğsüne bastırırken türkiye'nin bütün generalleri, kışlalarınıza dönün bir sarkı söylerdim sığırcıklar ve atmacalar ziyaret beyaz frezyalar ve maria bütün cümleler yeniden yazılmalı sarıkamış'tan akdeniz'e bu kimin hayatı en büyük günah pautus oralarda, geceler arto nerede? piyanoya çivi çakmak k. işgal altında yolunu ayırmak yaşasın ölüm tragedya türk olmak entelektüeller tarihçiler, padişahlar, paşalar son teorem yumurta ve onur bu generalleri yargılayın, bu yazarları açıklayın filozofların sehri ve tanrının sehri binyıl özlemek savunmalar
Ödevi indir - Benzer ödevler
 110,8 Kb / 84 sayfa
yapı ustası solness yirmi dokuz yıl sonra ıbsen'in yurdunda yazdığı ilk oyundur. yapı ustası solness ustalığının doruğunda gücünü yitirdiğini görmüş, yirmi iki yaşındaki hilde wangel'le karşılaşınca onun kendisine yeni bir güç kazandırdığını sanmıştır. yaşam boyu dizginleyemediği kendini gerçekleştirme tutkusu hilde'nin kışkırtmalarına kapılmasına yol açacak, yaptığı evin kulesine çıkacak ve aşağı düşecektir. ekseni, estetik eğilimle etik yükümlülük arasındaki çatışmaya oturan bu oyun 12 aralık 1892'de yayınlanmıştır. yapı ustası solness'i, 1894 kasımı sonuna doğru basılan küçük eyolf izler. 12 aralık 1897'de yayınlanan john gabriel borkmann'da kahraman bir sanatçı değil, başarısızlığa uğramış, güveni kötüye kullanmaktan hüküm giymiş bir yatırımcıdır. ıbsen son oyunu biz ölüler uyanınca'yı "dramatik bir epilog" olarak tanımlar. 18 aralık 1899'da yayınlanan bu oyununda ıbsen bir sanatçının yaşamını anlatır.
Ödevi indir - Benzer ödevler
 46,2 Kb / 27 sayfa
yahudiler
k i ş i l e r mıchel stıch martın krumm bir yolcu chrıstoph, hizmetçisi baron genç bir kız, kızı lısette
birinci sahne michel stich, martin krumm.
martın krumm. aptal michel stich! mıchel stıch. aptal martin krumm! martın krumm. hadi itiraf edelim, ikimiz de aptaloğlu aptallık ettik. bir kişiyi daha öldürseydik, ne çıkardı sanki! mıchel stıch. ama başka ne yapabilirdik? iyice kılık değiştirmemiş miydik? arabacı bizden yana değil miydi? talihin bize oynadığı oyuna karşı bir şey yapabilir miydik? bin kez söyledim: kör talih. onsuz iyi bir dolandırıcı bile olamıyor insan. martın krumm. yahu, iyice düşününce, boynumuzu ipten ancak birkaç gün için kurtardık kurtaramadık. mıchel stıch. boşver, ip önemli değil! her hırsız asılsaydı, her taraf darağacı dolardı. iki milde bir bile görülmüyor; bir yerde bir tane kurulmuşsa bile, boş duruyor. sayın yargıçlar, sanırım, kibarlıklarından, onları çürümeye terketmişler. başka ne işe yarıyorlar ki! olsa olsa, bizlerden biri yanından geçerken göz kırpar, başka bir işe yaramaz. martın krumm. o! ben onu bile yapmıyorum. babam da, dedem de orada öldü, daha ne isterim? ailemden dolayı utanmam gerekmez. mıchel stıch. ama zavallılar senin yüzünden utanırlar. seni gerçekten ve hakkıyla oğulları saymaları için, daha bir halt becermedin. martın krumm. ah! ne sanıyorsun, bu yüzden beyimize armağan mı kalacak? o şaşkına dönen yabancının, yağlı lokmayı ağzımdan çekip almasının öcünü alacağım mutlaka. saatini burada bıraksın da görsün. - hey, bak, işte geliyor. toz ol! ustalığımı gösterip, işi bitireceğim. mıchel stıch. ama yarı yarıya ortak, yarı yarıya ortak!
ikinci sahne martin krumm, yolcu.
martın krumm. saf gibi yapayım. - hizmetinize amadeyim, beyim, - benim adım martin krumm, bu çiftliğin bol maaşlı kahyasıyım. yolcu. inanıyorum, dostum, ama benim uşağımı görmediniz mi? martın krumm. size hizmet edeni, yok; ama değerli şahsınız hakkında pek çok iyi şey işitme şerefine erdim. ve şerefli şahsınızla tanışma şerefine erdiğim için de seviniyorum. dün akşam yolda bizim beyimizi çok tehlikeli bir tehlikenin içinden çekip çıkardığınız söyleniyor. beyimin bu talihine nasıl sevinmem gerekiyorsa, öylece şu sevincimi de - yolcu. ne diyeceğinizi tahmin edeyim; beyinize yardımcı olduğum için, bana teşekkür etmek istiyorsunuz - martın krumm. evet, çok doğru; tastamam! yolcu. siz, namuslu bir adamsınız -...
Ödevi indir - Benzer ödevler
|
| |
| |