Hoşgeldiniz, henüz üye olmamışsınız. Tıklayın, üye olun
.
ÜYE GİRİŞİ
e-mail adresiniz:
şifreniz:
Kitap ve Roman ödevleri : Sayfa 7
 75,1 Kb / 33 sayfa

içindekiler

timsah - dostoyeski
lazarus – leonid andreyev
ivan ilyiç’in ölümü - tolstoy

Ödevi indir - Benzer ödevler
 102,4 Kb / 57 sayfa

j. jose millas

genç savcı elena rincon'un işi ölülerin zabıt kayıtlarını tutmaktır; babasının teşvikiyle seçtiği savcılık mesleğinde aradığını bulamamış, gece nöbetlerinde, iç karartıcı madrid metrosunda cesetlerin izini sürmekten bıkıp usanmıştır.
bir gün aynı metronun basık tünellerinden birinde, teresa isimli bir genç kızla tanışır ve hayatı değişir.
masör teresa, ayak bakım uzmanı
vicente holgado, elena ve yasak aşk
yaşadığı adli tabibin ilişkileri sarpa
sararken, bir de ayakkabı ve çoraplar
dile gelip aşk, birliktelik, yaşam ve ölüm hakkında felsefi sorgulamalara girişince, hem güldüren hem de düşündüren, harikulade bir öykü çıkar ortaya...

Ödevi indir - Benzer ödevler
 183,7 Kb / 115 sayfa

joseph rouletabille'in olağanüstü maceralarını anlatmaya başlarken, heyecana kapılmaktan kendimi alamıyorum. bugüne kadar, o, bu öyküyü yazmama daima engel olduğundan son on beş yılın en ilginç polisiye öyküsünü bir gün yayınlayabilmek ümidini kaybetmeye başlamıştım.
eğer, meşhur profesör stangersın'a legion d'honeur nişanının verilmesi nedeniyle akşam gazetelerinden biri bu eski faciayı tekrar canlandırmış olmasaydı halk, "sarı oda'nın esrarı" denilen korkunç facialara sebep olan bir olayın iç yüzünü belki de hiç öğrenemeyecekti. bu faciaya çok yakından karışmış olan joseph rouletabille onu hatırlamak bile istemediğini her zaman söyledi.
"sarı oda'nın esrarı!..." bu facia hakkında on beş yıl önce az mı yazı yazıldı... az mı dedikodu yapıldı! bugün belki de bunu hatırlayan-bile kalmamıştır. paris'te her şey öyle çabuk unutulup gider ki!...
bu, polisimizin karşısına çıkan ve yargıçlarımızın vicdanına sunulan sorunların en karışık ve en karanlığıdır. aylarca bütün dünyayı ilgilendirdi. akıllara durgunluk veren bu esrarın çözümü herkesi uğraştırdı. âdeta ihtiyar avrupa ile genç amerika'nın üzerine merakla eğildiği bir bilmece oldu.
işte bugün, benzeri az bulunan bazı evraklar sayesinde bu olayı aydınlatabilecek durumdayım. ve benim için hiçbir övünme payı olmadığından çekinmeden söyleyebilirim ki, bu facia, gerçeğin de, hayalin de sınırlarını aşmaktadır. ne morg sokağındaki çifte cinayet'ırt yazarının ne de canon doyle gibi edgard poe'den sonra gelenlerin hayallerinden sarı oda'nın esrarı'na benzer bir eser doğabilmiştir.

...
.......

Ödevi indir - Benzer ödevler

birinci bölüm

günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü

nesneleri keşfederken

elele, acele etmeden sokakta yürüyorduk. totoca bana hayatı
öğretiyordu. ben de, ağabeyim elimden tuttuğu ve bana birtakım
şeyler öğrettiği için durumumdan hoşnuttum. nesneleri bana evin
dışında öğretiyordu. çünkü ben evde keşiflerimi tek başıma yaparak
kendi kendimi eğitirken; yalnız olduğum için, yanılıyordum.
yanılınca da eninde sonunda hep dayak yiyordum. önceleri kimse
beni dövmezdi. ama sonra her şeyi öğrendiler ve zamanlarını, benim
bir şeytan, bir başbelası, lanet olasıca bir sokak kedisi olduğumu
söyleyerek geçirmeye koyuldular. buna aldırdığım yoktu. sokakta
olmasam şarkı bile söylemeye başlardım. sarkı söylemek güzel şey.
totoca, şarkıdan başka bir şey daha biliyordu: ıslık çalmayı! ama ben
ne kadar uğraşırsam uğraşayım, ağzımdan ses çıkmıyordu. totoca
ıslığın tıpkı böyle çalındığını, ama şimdilik bir ıslıkçı ağzına sahip
olmadığımı söyleyerek beni yüreklendirdi. yüksek sesle şarkı
söyleyemediğim için, şarkıları içimden söylüyordum.

Ödevi indir - Benzer ödevler
 64,0 Kb / 44 sayfa

beaumarchaıs,

kont almavıva : ispanyol soylusu. rosine'in bilinmeyen âşığı. birinci perdede saten ceket ve külot pantolonla çıkar. kahverengi büyük bir pelerini ya da ispanyol kapı vardır. çevresi renkli bir kurdeleyle çevrili, siyah, geniş kenarlı bir şapka giymiştir. ikinci perdede düz bir süvari giysisiyle görünür. bıyıkları ve çizmeleri vardır. üçüncü perdede öğrenci kılığındadır. top ense saçlı, boynunda büyük bir yakalık, rahiplerin giydiği ceket, pantolon, çorap ve pelerin. dördüncü perdede üzerinde zengin bir ispanyol giysisiyle kahverengi, gösterişli bir pelerin vardır.
bartholo : bir hekim. rosine'in vasisi. siyah, kısa ve düğmeli bir giysi, büyük takma saç, beyaz yakalık ve kolluklar ve siyah bir kuşak; evinden çıkarken uzun, kırmızı bir pelerin.
rosıne : soylu bir genç kız. bartholo'nun vasiliği altındadır. ispanyol kılığında.
fıgaro : sevil berberi. ispanyol modası giysi. başında bir file, beyaz şapka, çevresinde enli kurdele, boynunda gevşek bir ipekli atkı. saten gömlek ve külot pantolon. sırmalı düğme yerleri ve düğmeler, geniş bir ipekli kuşak. püsküllü bacak bağları. keskin renkli ceket. yakaları yeleğin renginde. beyaz çorap, gri ayakkabı.
don bazıle : orgçu. rosine'in şan öğretmeni. geniş kenarlı siyah bir şapka, kısa bir cüppe, ayrıca uzun bir pelerin. kolluğu ve yakalığı yoktur.
la jeunesse : bartholo'nun yaşlı uşağı.
l'eveıllé : bartholo'nun bir başka uşağı. aptal ve uyuşuk bir delikanlı. ikisi de galiçyalı kılığında. uzun, kuyruk saçlar. samua renginde yelek, tokalı, geniş deri kuşak, mavi külot pantolon ve uzun arkalı takma kollu ceket.
bir noter
bir yargıç : elinde beyaz bir değnek.

kolcular ve ellerinde meşalelerle usaklar.

birinci perde sevil'de, rosine'nin pencereleri önündeki sokakta; öteki perdeler bartholo'nun evinde geçer.
....
......

Ödevi indir - Benzer ödevler
 378,7 Kb / 133 sayfa

david eddings - belgariad 3,

günlerin baslangıcında yedi tanrı dünyayı karanlıktan döndürerek yarattı; sonra hayvanları ve kuşları, sürüngenleri ve balıkları ve en nihayet de insanı yarattılar. o zamanlar göklerde ul adlı bir ruh yaşıyordu ve bu yaratılış işine katılmamıştı. gücünü ve aklını diğer tanrılardan esirgediği için, yaratılan şeylerin çoğu kusurluydu ve mükemmel değildi. birçok yaratık çirkin ve tuhaftı. genç tanrılar bunları yok etmek istediler ki, dünya yüzündeki her şey güzel olsun.
fakat ul elini uzattı ve onları durdurdu; dedi ki: "yarattığınızı yok edemezsiniz. kendi eğlenceniz ve keyfiniz için göklerin huzurunu ve dokusunu bozarak bu dünyayı yarattınız. ancak şunu bilin ki, yarattığınız her şey, ne kadar korkunç olursa olsun, bu aptallığınızın bir nişanesi olarak kalacaktır. yarattığınız bir tek şeyi bile yok etmeye kalktığınız gün, her şey birden yok olacak."
genç tanrılar öfkelendiler. yarattıkları her korkunç ya da çirkin yaratığa dediler ki: "madem öyle, senin tanrın ul olsun." sonra insan kavimleri arasından her tanrı kendine hoşuna giden bir kavim seçti. tanrısı olmayan kavimler kaldığında ise genç tanrılar onlara dediler ki: "ul'a gidin, sizin tanrınız o olacak." ul ise hiç sesini çıkarmadı.
sayısız ve acı dolu nesiller boyu tanrısızlar batının çorak, sahipsiz topraklarında dolaşarak ağladılar.
derken aralarından gorim adlı adil ve hakkaniyetli bir adam çıktı. tanrısız kalabalıkları bir araya toplayarak onlara dedi ki: "başıboş dolaşmamızın zorluklan yüzünden yapraklar gibi kuruyup düşüyo......
.......
..........

Ödevi indir - Benzer ödevler
 162,0 Kb / 143 sayfa

aziz nesin,

yaş ortalaması 8 olan çocuklar, öğretmenin, -babanız
çocuğunuz, siz de baba olsaydınız, büyük bir kabahat yaparsa, ona
ne ceza, verirdiniz? şeklinde yazılı anketi cevaplandırmaya çalışıyorlardı.
henüz sınav heyecanı bilmeyen, duygularını minicik elleriyle, olduğu gibi
kağıda dökmeye çalışan bir yavrunun kurşun kalemi şu kelimeleri sıralıyordu:

-onu bir topal ata bindiririm. üstüne çadır örterim.
çadırın tepesine bir bıçak asarım. at topalladıkça bıçak
kafasına dokunsun, akıllansın.-

esentepe gazeteciler mahallesindeki mareşal fevzi çakmak ilkokulunun
ikinci sınıfında yapılan bu anket ailelerin
içyüzünü, çocukların muhayyilesini ve kendilerine verilen cezanın
ağırlığını bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyordu.

gazeteciler arasında konuşkanlığıyla tanınan ve her fırsatta çocuğuna
öğütler veren bir babaya, yer değiştirdikleri takdirde çocuğunun uygulamak
istediği ceza; -ağzına fermuar dikerim-di.

annesi üvey olan bir kız çocuğu -gezmeye götürmem-,
bir sütçünün oğlu -eşeklerin yanında yem yesin-; şiddetli
baskı altında tutulan bir çocuk, -olmaz, çocuk da olsa babaya el
kalkmaz- diye cevap veriyordu.

okul öğrencilerinin yarısı, gazeteci ailelerin çocukları,
yarısı da çevredeki gecekondulardan gelen yavrulardı: anket, bu iki
grup ailedeki görgü ve eğitim ayrımını bütün
çıplaklığıyla gözönüne seriyordu. yaşayış şartları normal
olan yavrular; -iyilikle söylerdim; -poposuna usulca vururdum; -yemek
vermezdim; -içinde fare olan tuvalete kapatırdım; -iğne yaptırırdım; -denize
atardım, yüzme biliyor- gibi cezaları
...
....

Ödevi indir - Benzer ödevler
 49,0 Kb / 27 sayfa

chateaubriand,

son ibni sirac'ın serüvenleri yazılalı aşağı yukarı yirmi yıl oldu. ispanyolları anlatış biçimim, bu yapıtın imparatorluk yönetimi altında basılamayışının nedenini yeteri derecede açıklar. ispanyolların bonaparte'a karşı koyuşu, avrupanın en yiğit erlerini yenmiş olan bu fatihe, silahsız bir ulusun direnişi, o dönemde büyük ve soylu özverilerden duygulanan yüreklere coşku veriyordu. saragossa yıkıntıları hâlâ tütüyordu; onun için, ezilenlerden yana üstü kapalı bir ilgi saymakta haklı olacağı bu övgülere, sansür izin vermezdi.
avrupa'nın eski göreneklerinin betimi, geçmiş bir dönemin utkularının anımsanması ve en şanlı hükümdarlarımızdan birinin sarayıyla ilgili anılar, aslında eski krallıktan ve atalarımızın dininden bunca söz etmeme izin verdiği için pişman olmaya başlayan sansürün pek hoşuna gitmezdi. durmadan andığım bu ölüler, yaşayanları gereğinden çok anımsatıyordu.
tablolarda kişilerin güzelliğini belirtmek için, çoğu kez, kaba saba bir insan resmi çizilir. bu öyküde, kişilikleri aynı derecede yüksek, doğallıktan ayrılmayan, tutkularıyla birlikte ülkelerinin göreneklerini ve önyargılarını koruyan üç erkeği betimlemek istedim. kadının kişiliği de, aynı ölçüler içinde belirtilmiştir. düşlem dünyasına girdiğimiz zaman, hiç değilse bu dünya bizi gerçek yaşamın bayağılıklarından kurtarmalıdır.
bu öykünün, yurdundan uzak kalmanın acılarını duymuş ve içinden yurduna tümüyle bağlı bir insanın yapıtı olduğu kolayca anlaşılır.
gırnata'nın ve elhamra'nın, kurtuba kilisesi'nden başka bir şey olmayan ve kiliseye çevrilen bu caminin görünümlerini kendi gözlerimle yerinde görerek betimledim. bu betimler, "paris-kudüs yolculuğu" adlı yapıtımdaki şu satırlara bir ek gibidir:
"cadix'ten kurtuba'ya gittim. bugün, bu kentin kilisesi olan camiyi hayranlıkla seyrettim. sairlerin mutluluk ülkesi saydıkları eski "bètique"yi dolaştım. andujar'a kadar çıktım ve aynı yoldan gırnata'ya döndüm. elhamra bana, yunanistan'ın tapınaklarından sonra bile seyredilmeye değer göründü. gırnata vadisi pek şirindir ve sparta vadisine çok benzer. magriplilerin böyle bir ülkeyi yitirdiklerine yanmaları kolayca anlaşılır." ("paris-kudüs yolculuğu", vıı. ve sonuncu bölüm.)
bu öyküde sık sık zegrinlerle ibni siraclar arasındaki serüvenin sözü geçer. bu serüven öyle iyi bilinir ki, bu konuda burada bilgi vermeyi gereksiz buldum. aslında, öyküde de konunun anlaşılması için yeterince ayrıntı vardır.

Ödevi indir - Benzer ödevler
 194,2 Kb / 135 sayfa

ahmet altan,

karanlık sınıfın kapısı birden açıldı, iri bir gölge girdi içeri. necip'in her yanını ateşler bastı. bacakları titriyordu, ağzı kurumuştu. soğuğu da karanlığı da unutmuştu, üstüne gelen iri gölgeye bakıyordu. koridorun ışığı içeri vuruyordu. gölge yaklaştıkça büyüyüp irileşiyordu. başını önüne eğdi. sırtı terlemişti.

ortaokulun müdürü, necip'in alnına düşen bir tutam saçı tutup çekti.

- biz seni okuldan atmadık mı? hâlâ ne arıyorsun burada yüzsüz herif?

necip karşılık vermedi. başını kaldıramıyordu. müdürden nefret ediyordu ama, ondan korkuyordu da, bir türlü kendini toparlayıp konuşamıyordu.

- sana söylüyorum serseri herif, hâlâ ne arıyorsun burada?

necip cılız bir sesle,

- eve gidecek param yok, dedi.

- bunları daha önce düşünseydin. atın bu iti dışarı!

biraz önce sakin sakin yağan kar birden tipiye çevirmişti. necip'in yüzüne çarpan sivri uçlu kar taneleri değdikleri yeri zehir gibi yakıyordu.

bir dağın eteğine kurulmuş olan ortaokul, en yakın kasabadan üç kilometre uzaktı. necip arkasından kapanan koca kapıya bakınca, artık bu gece onu okula almayacaklarını anladı.

kasabaya doğru yürümeye koyuldu. soğuktan ve öfkeden kusacak gibi oluyordu. okuldan uzaklaştıkça rüzgâr daha da hızlanıyordu sanki.. soluk aldıkça soğuk hava ciğerlerini yakıyordu. ayakları sırılsıklam olmuştu. pantolonunun paçaları da ıslanmış, bacaklarına yapışmıştı. karların içinde zorlukla yürüyordu. rüzgârdan yüzünü korumak için iki büklüm olmuştu. ağzından çıkan buharlar buz damlacıkları halinde yüzüne yapışıyordu.

köpekler birdenbire çıktılar. birbirlerine sokulmuşlardı. havlamıyorlardı. hırlayarak, dikkatli adımlarla yaklaşıyorlardı. necip telâşla yerden bir avuç kar alıp köpeklere doğru attı. köpekler şöyle bir duraladıktan sonra yeniden yürümeye başladılar
...
....
......

Ödevi indir - Benzer ödevler

birinci bölüm

günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü

nesneleri keşfederken

elele, acele etmeden sokakta yürüyorduk. totoca bana hayatı
öğretiyordu. ben de, ağabeyim elimden tuttuğu ve bana birtakım
şeyler öğrettiği için durumumdan hoşnuttum. nesneleri bana evin
dışında öğretiyordu. çünkü ben evde keşiflerimi tek başıma yaparak
kendi kendimi eğitirken; yalnız olduğum için, yanılıyordum.
yanılınca da eninde sonunda hep dayak yiyordum. önceleri kimse
beni dövmezdi. ama sonra her şeyi öğrendiler ve zamanlarını, benim
bir şeytan, bir başbelası, lanet olasıca bir sokak kedisi olduğumu
söyleyerek geçirmeye koyuldular. buna aldırdığım yoktu. sokakta
olmasam şarkı bile söylemeye başlardım. şarkı söylemek güzel şey.
totoca, şarkıdan başka bir şey daha biliyordu: ıslık çalmayı! ama ben
ne kadar uğraşırsam uğraşayım, ağzımdan ses çıkmıyordu. totoca
ıslığın tıpkı böyle çalındığını, ama şimdilik bir ıslıkçı ağzına sahip
olmadığımı söyleyerek beni yüreklendirdi. yüksek sesle şarkı
söyleyemediğim için, şarkıları içimden söylüyordum.

garipti ama, çok da hoş olabiliyordu. pek küçükken annemin
söylediği bir şarkıyı hatırlıyordum. güneşten korunmak için başına
sardığı bir atkıyla çamaşır teknesinin başındaydı. beline bir önlük
bağlamıştı ve orada saatler boyu, elleri suyun içinde, sabundan bol bol
yaptığı köpüklerle oynar dururdu. sonra çamaşırı sıkar, ipe kadar...

Ödevi indir - Benzer ödevler


« Önceki sayfa    -     Sonraki sayfa »


Sayfalar

1 2 3 4 5 6 7 8 9
web tasarım web yazılım