Hoşgeldiniz, henüz üye olmamışsınız. Tıklayın, üye olun
.
ÜYE GİRİŞİ
e-mail adresiniz:
şifreniz:
Kitap ve Roman ödevleri : Sayfa 6
 171,9 Kb / 91 sayfa

fethullah gülen hocaefendi "küçük dünyam"
latif erdoğan

sunuş
11 yaşında bir çocuktu, ilkokulu bitirmiş ve din eğitimi yapan bir müessesenin eleme imtihanını kazanarak kaydını yaptırmıştı...
ilkokul öğretmeninin ona karşı ayrı bir ilgi ve alakası vardı. o da öğretmenini seviyordu. belki de ilk defa öğretmeninin isteğine uymamıştı. buna u-yamamıştı demek daha uygun olurdu. öğretmeni yatılı okula gitmesini isterken, biraz da ailesinin zoruyla kur'an kursu hüviyetindeki bir müesseseye kaydını yaptırmış, orada okumaya niyetlenmişti.
oysa ilkokul öğretmeni onu hangi telkinlerle yetiştirmişti. 'sen büyük bir adam olacaksın' onun alışageldiği iltifatlardan sadece birisiydi. ama şimdi o, büyüklüğe giden bütün yolları kendi eliyle tıkamıştı... 'yobaz' ve 'gerici' yetiştiren bir yerde okuyacaktı...
son görüşmesinde öğretmeni ona buna benzer laflar söylemişti...
sanki havada birkaç ıslık çalmış ve ardından gelip onun okuma hevesinin üzerine saklamıştı... yaralanmıştı çocuk... büyük olma yolunun tıkandığına cam sıkılmış ve sebep olanlara kin duymaya başlamıştı...
yatılı okulu kazanmış olmasına rağmen gidememek içine iyice işlemişti. bir gün öğretmenine içini döktü... ondan üniversiteyi bitirinceye kadar destek olacağı garantisini aldı... artık ailesi karşı çıksa da önemli değildi... öğretmeni ona her türlü desteği verecekti..
kur'an kursundan kaçtı. zor da olsa ailesini ikna etti. ama kimliği, ilkokul diploması kursta kalmıştı. onlarsız okula kaydolması imkansızdı.
kursa gitti. talebeler dersteydi. kimseye görünmeden ikinci kata çıktı. burası kursun yatakhanesiydi. kimliği ve diploması bavulundaydı. kurstan kaçarken dikkat çekmesin diye bavulunu yanına almamış, kimliğini ve diplomasını almayı da unutmuştu.
acele acele alacaklarını aldı, bavulunu kapatıp eski yerine koydu. nasıl olsa daha sonra gelir alırım, diye düşündü.
merdivenlerden indi. dış kapıdan çıktığı an iş bitmiş, hürriyetine kavuşmuş olacaktı.
yüreği heyecandan bir güvercin yüreğine dönmüştü. koşar adımla dış kapıya doğru yürüdü. tam kapıdan dışarıya adımını atacaktı ki, ensesine bir
el yapış iverdi. çırpınışları fayda vermedi, ensesindeki elden kurtulamadı. biraz sonra 'hoca'sının huzuruna çıkarıldı. meğer hocası emir vermiş 'gören yakalasın ve bana getirilmeden bırakılmasın' demiş. görevli de vazifesini yapmış ve onu elinden tutup hocasının yanına götürmüştü.
talebe, kendini buradan nasıl kurtaracağını düşünüyordu. sonunda kararını verdi. hocasına karşı alabildiğince küstahlaşacak, o da böyle küstah talebe işe yaramaz diyecek ve onu kovacaktı. böylece kurtulmuş olacaktı.
düşündüğü gibi de yaptı. hocanın karşısındaki sandalyeye kuruldu, burnunu havaya dikip olurdu.
uzun bir sessizlikten sonra hoca, birkaç kere tepeden aşağıya süzdüğü talebeye 'burada okumak istemiyor musun?'diye sordu. mağrur talebe, haşin bir sesle 'istemiyorum' dedi. ikisi de sustular. hocası sordu: 'nerede okumak istiyorsun?'
'yatılı okulda' diye cevap verdi talebe bu soruya.
hocası sorusunu değiştirdi: 'ne olmak istiyorsun?' diye sordu. 'cumhurbaşkanı ' dedi talebe.

Ödevi indir - Benzer ödevler
 118,1 Kb / 73 sayfa

bozkurt güvenç,

içindekiler

sözbaşı

atalarımız ve köklerimiz?

bilim, din ve sanat olarak

cansız-canlı-canlıüstü

çağdaşlık: kent ve endüstri

değişim ve süreklilik

evrim ve devrimler

fonksiyonlar ve yapılar

gruplar: dil, din, yaş, soysop vd

halkbilimi ve ötekiler

ırkçı yaklaşımın yanılgısı

insan-dil ve iletişim

japon mucizesi (mi?)

kavram ve kuram olarak

laiklik nedir, ne değildir?

metot ve teknikler

neolitik (tarım) kültürleri

oğuzlar:kim bu oğuzlar?

öğeler (unsurlar)

psikolojik farklılıklar

rönesans:yeniden doğuş

süreçler: kültürleme, kültürlenme ve kültürleşme

samanlar ve samanlık

türler ve sınıflar

uygarlık ve kültürler

üretim biçimi olarak

varlık türü olarak

yasalar ve yasaklar

zen budizm-tasavvuf

kaynakça

Ödevi indir - Benzer ödevler

gençlerle hazırladığımız bu kitap biraz garip bir çalışma oldu. söyle ki,
kesin çizgilerle belli bir kesime seslenmiyor, birbiriyle
örtüşen ve kesişen birkaç kesime birden sesleniyor. hem bu kitabı yazan
gençlere ve anne babalarına; hem genç anne babalara, hem de anne baba
olacak genç kuşağa...

ayrıca tekrar belirtmemde yarar var. gençlerimiz ve ben hiçbir
konuda uzman değiliz. bu kitap, ne çocuk nasıl eğitilir biçiminde;
ne de sorunlu çocukların ya da gençlerin sorunları nasıl çözülür tarzında
bir çalışma. bunar uzmanların konusu, bizleri aşan konular. bizim burada
yaptığımız karşılıklı oturup, kâğıt kalem aracılığıyla sohbet etmek.
birbirimizle konuşup, birbirimizi daha iyi anlamak, neler düşündüğümüzü
birbirimize anlatmak ve bunların anne babayla çocuğu arasında zaten
varolan sevgi selinin daha da coşkulu akmasını, yakamozlarının daha
da güçlü pırıldamasını sağlamak...

bu söyleşiler için, daha güzel, daha
anlamlı bir yaşama doğru bir tür el ele veriş de diyebiliriz. örneğin,
bursa'dan yazan gencimiz artvin'deki gencin sorununu dile
getirecektir. belki balıkesir'den yazan gencimiz kıbrıs'takinin
gülümsemesine yardımcı olacaktır. afyon'da yaşayan gencimiz aynı yakınmaları
aydın'dan yazanın mektubunda okuyunca, -demek bir tek ben değilmişim bu
sıkıntıları çeken,- diyerek bir parçacık da olsa teselli bulacaktır.
ankara'dan yazılmış delidolu bir mektup hepsini güldürecektir belki. işte
kitabımız bu tür söyleşilerden oluşuyor.

ve bunu yaparken,

Ödevi indir - Benzer ödevler
 223,2 Kb / 133 sayfa

marıe grubbe
jens peter jacobsen
jens peter jacobsen, danimarka'nın yetiştirdiği en büyük yazarlardan biridir. 7 nisan 1847'de thisted'de doğmuş, 30 nisan 1885'te ölmüştür. ününü daha çok "marie grubbe" ve "nils lyhne" adlı iki romanıyla yapmıştır. zamanının dünya görüşünde büyük etkisi olan darwincilik ve fransız gerçekçi yazın okulu, kişiliğinin oluşmasında büyük bir rol oynamıştır. gizemsellikten dikkatle kaçınmaya çalışmış, ancak ince ruh çözümlemelerini, bilinçaltı araştırmalarını asla savsaklamamıştır. yapıtlarında özellikle flaubert'in etkisi açık olarak görülür. örneğin, "marie grubbe", bir bakıma "madam bovary"yi andırır. ama ne istediğini daha iyi bilen; içgüdülerine kapılıp gitmesine, acılara, yıkımlara uğramasına karşın asla pişmanlık duymayan, ağlamayan; istencine, kurduğu yaşama büyük değer veren bir madame bovary. jacobsen, bu yapıtında da bütün büyük sanatçılarda gördüğümüz başlıca yeteneklerle belirir: dış olaylardan çok iç dramı, iç devinimi, insanı kavrayıp yaşatmaya çalışır. kahramanlarını bize bütün düşünceleri, zayıflıkları, güçlü yönleri, her türlü duygu ve hayal dünyalarıyla birlikte sunar. ince, derinlere inen, ama çok güçlü bir insan çözümlemesi; insanın değişmeyen, bütün çağlarda aynı kalan yanlarını belirtmekte gösterdiği ustalık olağanüstüdür. onun için romanlarını okuyunca yaşattığı bütün kahramanları artık bir daha unutmamıza olanak kalmaz. çünkü onlarda kendimizi, kendi insanlığımızı bulur, onları da kendi varlığımıza katarız. ve bu kahramanların her biri, bize içimizdeki dünyadan bir görünümü çizer, bizi bize tanıtır. yaptığı dış dünya betimlemelerinde bile, jacobsen insanoğlunu çizer gibidir. bir fırtına, hatta sağanaklar bile, elleri ayaklarıyla kırıp koparırlar. bacalara tırmanır, duvarları yalar, çatıları, çerçeveleri dökerler. ve düşünür, duyar gibidirler; insan gibi ister, insan gibi istemezler. bu betimlemelerde bugün için eskimiş gibi görünen ince ince bir didikleme, biraz uzuna kaçar gibi görünen sonsuz sayıda araştırma vardır. ama bunlar ne kadar güzel, ne kadar da canlıdır! okurken bıkmayız. sabrımız tükenir gibi olsa bile tükenmez; canlı, yaşayan her şey gibi severiz onları; okumak, sonuna kadar hepsini yutmak isteriz. bundan başka jacobsen her zaman bir tarih dönemini gözlerimizin önüne serer. romanlarında düzgün kesilmiş dilimler halinde ayrıntılı toplum ve zaman...

Ödevi indir - Benzer ödevler
 592,8 Kb / 173 sayfa

orkun uçar - burak turna
metal fırtına

1. bölüm: savas baslıyor
23 mayıs 2007 - saat: 00.10
kerkük’ün kuzeydogusu

karanlık, doganın örtüsü haline gelmisti. sessizligin içinde, böcek çıglıkları bile duyulmuyordu. ırak’ın
daglık kuzey bölgesinin sınırındaydı burası. çölün sona erdigi topraklarda düzlükler ve yükseltiler
birbirine karısmaya baslıyordu, ufuk çizgisindeki daglık alan, karanlıgın içinde ancak bir gölge olarak
beliriyordu. genis düzlük alanları ara ara tepeler kesiyordu. zor bir cografyaydı; hem toprak, hem de
insan olarak. çok seylere gebe bir dünyanın manzarasıydı, gelecegin karmasasını içinde besledigini belli
etmiyordu pek.
bu donmus an, önce hafif bir titresimle bozuldu. ardından o düzlüklerden birisinin sınırındaki kayalık
alanda tas parçalarının toprak üzerinden asagı dogru yuvarlanma sesi ve hemen ardından bot sesleri
duyuldu. askerler kosarak kayadaki yarıgın içinden çıktılar ve hızla tepeden asagı indiler. üniformaları
dısındaki her yerleri siyah çamurla kapatılmıstı. yorgundular, neredeyse iki gündür en alt seviyede
ögünle yasamaya çalısıyorlardı ve simdi de uzun bir mesafeyi, üzerlerindeki kırk kiloya varan yükle
kosmak zorundaydılar. tek sansları, yokus asagı kosacak olmalarıydı ama yaklasık iki kilometre ötedeki
yabancı askerî birlige görünmeden bu mesafeyi almak gibi zor bir durum ile yüz yüzeydiler.
on iki askerden olusan öncü gözetleme timinin basındaki üstegmen alper en önde hızla asagıya dogru
kosmaya baslamıs, hemen pesinden de erler büyük bir hızla ileri atılmıslardı. degil iki kilometreden, yüz
metreden bile fark edilmeleri neredeyse imkânsızdı. karanlıgın içindeki gölgeler hızla tepeden asagı
kaydı, kosu bir süre düzlükte de devam etti. çok güçlü bir askerî birligin karargâh merkezine bakan bir
tepeden gözlem yapmıslardı, fark edilmeleri halinde vurulmamalarına imkân yoktu. yirmi dakika süren
kosunun ardından büyük bir kayanın arkasına sıralandılar. takımın en irisi ve makineli tüfekçisi serdar,
kayanın biraz açıgında siper alıp nisangâhını, geldikleri istikamete yöneltti. üstegmen alper tek dizinin
üzerine çökmüstü. telsiz eri hemen yanına geldi ve kriptolu mesaj modunu açtı:

Ödevi indir - Benzer ödevler
 468,0 Kb / 40 sayfa

kolera sokağı'nın en kral kevaşesi eda, yatıştan sonra apış arasını yıkadığı suyu, hurdaya çıkmış metal artıklarından yapılma kerhanenin pencere iskeletinden şık bir figürle boşluğa saldı. sahte ipek gömleklerini rüzgârın asaletine satmış olan pezolar, yuttukları hapların patlamasını beklerken, edâ'nın vizite suyuyla ıslanan gıli gıli salih'e "ulan artık hayatın boyunca kan derdin olmaz, bütün mitralar ayaklarına kapanıp tapacaklar sana," diyerek balinalar gibi gülüştüler. bu esnada bir konsomatris yıldız güpegündüz mahalleyi yalayarak geçti.
hayatını bu bin tılsımlı ânın çarşafından geçirecek olan gıli gıli salih, havada gezinen kılları takip ederek babasının berber dükkânına doğru ikiledi.
kolera'nın çalgıcıları fil hamit'in tamirhanesinin yanında koftisine taksim atarak aletlerinin tansiyonunu ölçüyorlardı. parke taşlarının arasındaki nemli topraklardan çıkan buharlar, gıli gıli salih'in saçlarındaki pis su ve spermlerle birleşti. ancak kurnaz sokak delikanlılarının uyanabileceği bir büyü oluştuğunda, klarnetler parladı. çalgıcılar darbukalarını gerip, kemanlarına inceden ayar geçtikten sonra ağır roman havası çalarak yampiri adımlarla çitiki düğün salonuna uzadılar. gıli gıli salih, taş binaları inleten, boşluğu okşayan darbuka sesleri kaybolana kadar buğulu ela gözleriyle kara şoparların peşinden baktı.
gıli, daha çok tıfılken, ağır roman havasının 'zımbam zımalda zımbam' sesleriyle omuzlarım dikip gözlerini iki uzun bir kısa yakarak heriflerin peşinden çitiki düğün salonuna gitmiş ve orada da sızaki olmuştu. darbukacı balık ayhan, onu yüzünde tanıdık bir gülümsemeyle uyurken bulmuş, "yıkık köprülü berber ali abi, oğluna dikkat edesin, böylesi yılan gibi oynar, ama bıçaklara rast gelmesin," diyerek babasına teslim etmişti. o günden sonra gıli ne zaman arazi olduysa babası onu çitiki düğün salonunun bahçesinde bulur olmuştu.

Ödevi indir - Benzer ödevler
 93,3 Kb / 85 sayfa

charles dıckens,

bir şehrin başka binaları arasında, yoksul insanlar için
ayrılmış bir ev vardır. parası ve barınacak yeri olmayanlar
oraya giderler. oraya güçsüzler evi denir.

oliver tvist işte o evde doğmuştu. genç bir kadın
olan annesi, yatağında hasta yatıyordu. bir doktorla
yaşlı bir kadın başucunda bekliyorlardı.

genç kadın,

-bırakın çocuğumu göreyim, sonra öleyim, dedi.

doktor,

-yoo, şimdi ölümden söz etmemelisin, dedi.

yaşlı kadın,

-yok, şekerim, dedi, ölmek için henüz çok gençsin.

genç kadın başını salladı ve elini çocuğuna uzattı.

doktor çocuğu onun kollarına verdi. kadın
soğuk, renksiz dudaklarını bebeğin yanağına
bastırdı, sonra arkası üstü düştü ve öldü.

doktor, -öldü, dedi.

yaşlı kadın,

-evet, zavallı kadıncağız, diyerek, çocuğu, ölmüş
annesinin kollarından aldı.

-zavallı kadıncağız.

doktor şapkasını ve eldivenlerini giyerken,

-güzel bir kızdı, dedi. nereden gelmişti?

yaşlı kadın:

-onu buraya dün gece getirdiler. sokakta yatıyormuş. öyle uzun yoldan
gelmiş ki, ayakkabıları paramparçaydı
....
......

Ödevi indir - Benzer ödevler
 364,7 Kb / 266 sayfa

ölü erkek kuşlar, bir kadının birine tutkulu bir aşk, ötekineyse köklü
bir sevgi ve evlilik bağıyla bağlandığı iki erkek arasındaki bölünmüşlüğünü
konu edinirken, bu üç kişinin çocukluktan kadın ve erkek olmaya giden yolda
kurallar, öngörmeler, koşullandırmalarla biçimlenişlerini irdeliyor. bir
kadın ve iki erkek arasındaki ilişkilerin hem bireysel ve toplumsal yargıların
içinde barındırdığı katılık ve şiddet hem de belli bir tarihsel dönemin baskı
ortamında nasıl yorucu, yıpratıcı bir iletişimsizliği, uzlaşmazlık ve
çözümsüzlüğe dönüştüğünü gösteriyor. bu karmaşa içesinde aşk, gerçekleşmeyecek
çocuksu bir düş, evlilikse düzen sanılan bir düzensizliktir.

inci aral ilk romanında bir kadının bağımsızlık ve mutluluğu umutsuzca
arayışını içtenlikle, ustalıkla anlatıyor. inci aral...

Ödevi indir - Benzer ödevler
 132,1 Kb / 96 sayfa

ferenc molnar,

saat bire tam çeyrek vardı ki, doğa bilimleri salonunda öğretmen masasında, uzun ve boş deneylerin sonunda, güçlükle, heyecanlı bekleşmelerin ödülü olarak, bunsen lambasının renksiz alevinde zümrüt yeşili, nefis bir çizgi parladı. bu, öğretmenin, alevi yeşile boyadığını kanıtlamak istediği maddenin gerçekten alevi yeşile boyadığını gösteriyordu. evet, bire çeyrek kala, tam bu zafer dakikasında, komşu evin avlusundan piyano sesleri gelmeye başladı ve bununla, sınıftaki ciddilik ortadan kalkıverdi. bu sıcak mart gününde pencereler ardına kadar açıktı ve müzik, serin ilkyaz rüzgârının kanatlarında dersliğe doluyordu. bu, piyanoda bir yürüyüş marşına dönüşen oynak bir macar havasıydı ve öyle tatlı, öyle şen yankılanıyordu ki, bütün sınıf gülümsemek istedi; hatta, gerçekten gülümseyenler bile oldu. bunsen lambasında yeşil alev neşeyle dalgalanıyordu ve buna ancak ön sıradan birkaç çocuk dalmıştı. ötekiler pencereden dışarıya bakıyorlardı. buradan, komşu küçük evin damı ve uzakta, parlak öğle güneşi altında, kilisenin çan kulesi görünmekteydi. bu kuledeki saatin yelkovanı on ikiye doğru, bakanlara avuntu verecek biçimde ilerliyordu. çocuklar pencereden dışarıya dikkat edince, müzikle birlikte, başka, yabancı seslerin...

Ödevi indir - Benzer ödevler
 380,5 Kb / 343 sayfa

eleanor h. porter,

o haziran sabahında, bayan polly harrington telaşla mutfağına
girdi. bayan polly, genellikle telaşlı davranmazdı. sakin
olmaktan özel bir gurur duyardı. fakat o gün gerçekten
çok acele ediyordu.

nancy bulaşıkları yıkıyordu. hayretle başını kaldırdı.
nancy, bayan polly'nin yanında sadece iki aydan beri çalışıyordu.
fakat hanımının genellikle telaşlı olmadığını biliyordu.

- --nancy!--

- --buyrun efendim!-- nancy güler yüzle cevap vermişti.
bir yandan da elindeki kabı kurulamaya devam ediyordu.

--nancy!-- bayan polly'nin sesi birden sertleşmişti.

--sana bir şey söylediğim zaman elindeki işi bırakıp beni
dinlemelisin.--

nancy, utandı, yüzü kızardı. pek de sakin olmayan bir
tavırla elindeki kabı ve kurulama bezini hemen bırakıverdi.

--peki efendim. dikkat edeceğim-- diye kekeledi. kabı düzeltip,
aceleyle döndü. --bu sabah bana bulaşıkları çabuk bitirmemi
söylediğiniz için işime devam ediyordum.--

kadının kaşları çatıldı.

--bu kadar yeter, nancy! senden açıklama yapmanı istemedim.
sadece dikkat etmeni istiyorum.--

--peki efendim.-- nancy içini çekti, nefesini tuttu. bu kadını
nasıl memnun edebileceğini düşünüyordu.

....
poliyanna
polianna
polyana
poliyana
........

Ödevi indir - Benzer ödevler


« Önceki sayfa    -     Sonraki sayfa »


Sayfalar

1 2 3 4 5 6 7 8 9
web tasarım web yazılım