Hoşgeldiniz, henüz üye olmamışsınız. Tıklayın, üye olun
.
ÜYE GİRİŞİ
e-mail adresiniz:
şifreniz:
Kitap ve Roman ödevleri : Sayfa 5
 86,6 Kb / 56 sayfa

içindekiler
babalar, anneler ve çocuklar
babam seyrediyor! ............................ 15
ne kadar fakir? .............................. 19
"onu çok sevmiştim" .......................... 21
yankı ... ................................. 23
acele-ecele ................................. 25
çoban . ................................. 29
bırak korkma gitmez ........ ................. 31
nakış ,. ................... ............. 33
vasiyet .................................... 36
* 5* f f *
v * £*'
-ıı-
bılgece masallar
a *
hava kadar... ................................ 41
küçük ev . ........... . .................. 43
asıl sevinç . . ............................. 45
değerli taş ................ . ............. 47
kıyas ..................................... 49
yaydan çıkan ok gibi .......................... 5i
"fincan dolu" ............................... 53
ağ ....................................... 54
bu dünyadaki cennet ve cehennem ............... 56
-ra-
insanat bahçesinden öyküler
*
konuşmak ve yaşamak ........................ 61
"kulübem yanıyor" ........................... 64
neyi dinliyorsunuz? .......................... 66
düşmanı olmayanın ........................... 68
dalı bırakabilmek ............................ 69
keşke ..................................... 74
vicdan kaybolursa ............................ 77
doğumdan sonra hayat var mı? .................. 84
-ıv-
öğretmenlerin öğrettikleri ve meleklerle öğretilen
önce büyük taşlar? ........................... 89
hurma .................................... 92
affetmenin dayanılmaz ağırlığı .................. 95
iğne deliğinden fil geçirmek ..................... 97
cennet ve cehennem .......................... 100
8
: -v- - « -î,' ,<'•
kırallara lâyık öyküler ' •'• ^-- • ı *
' '::<..». ,>:>t('i">ği}.^
sultan kim? ................................. 105 •?
dilenci kim? ................................ 109 ^
tohum .................................... 113 f]
huzur ..................................... 117 i
han ...................................... 119
hayır ..................................... 121
derviş ve hükümdar .......................... 124
yoldan güzel geçmek .......................... 126
-vı-
masal değil gerçek *'• "''"
ayağım kırık ................................ 131
karınca .................................... 133
sabır ...................................... 136
ya tutarsa .................................. 137
kumdan kaleler .............................. 139
zaman hesabı ............................... 142
güneşi kim doğduruyor? ....................... 144
bir şişe süt ................................. 146
-yuvarlıkların dilinden
iki kurbağa ................................. 153
delik kova .................................. 158
biz ne içiniz? ................. . ... . .... 161
sen uçamazsın............................... 165
dalgaların sohbeti .......................... 168
çobanlar ve koyunlar .......................... 170
dal üstünde saksağan. ......................... 175
içimizdeki sır ................................ 179
sen çok özelsin .............................. 181
-vııı-para-pul öyküleri
ya sonra? . . ............................... 191
mutluluk = çok para ? ......................... 194
vadinin en zengini............................ 196
sihirli yüzük ................................ 199
bir paket bisküvi ......................... ... 202
kayayı itmek ............................... 205
yararlanılan kaynaklar ........................ 208

Ödevi indir - Benzer ödevler
 283,9 Kb / 220 sayfa

doğan cüceloğlu -ınsan ınsana,


içindekiler

ı. kısım:

yasamı zenginlestiren ya da

fakirlestiren sihirli olay:

bireyler arası iletisim süreci

1. bir siir ve düşündürdükleri

2. iletişim düzeyleri

3. kelimelerin ötesinde: sözsüz iletişim

4. iletişim ve algılama:

5. iletişim benimle başlar: kendini tanıma

6. aramızda büyük engel: savunucu iletişim

7. işitmek ve dinlemek

8. sürtüşme ve çatışmalar

9. iletişim ve toplum

ıı. kısım:

değisen türk toplumu içinde iletisim

10. iletişim manzaraları

11. kültür ve iletişim

12. içimizde çatışan iki farklı dünya

Ödevi indir - Benzer ödevler
 116,9 Kb / 65 sayfa

içindekiler

otel 11
oyuk 27
jules amcam 35
dönüş 45
korsika'dan bir öç öyküsü 54
moiron 60
sicim 69
deli 78
baba belhomme'daki hayvan 87
tüyler ürpertici 97
küçük asker 105
sauvage nine 114
bir ana baba katili 123
küçük bir dram 131
bayan inci 138

Ödevi indir - Benzer ödevler

refik durbaş
bir şair. ahmed arif diye imzalıyor, şiirlerini...

asıl adı ahmed önal.

babasının adı arif hikmet, annesinin sâre.

ömrünün elli yılını şiire adamış ahmed arif. yüreğini adamış. hem şiire adamış, hem de halkına. "ben halkımın mazlum ve gariban bir ozanıyım. böyle olmak da yüce bir onurdur." diyor.

ve yıllardır ne kendi, ne şiiri üzerine konuşmuyordu ahmed arif. 1951 yılında tutuklandığında da konuşmamış. söyle anlatıyor o günlerini: "savunmamı cezaevinde müdüre ya da infaz savcısına teslim etmem istendi. bunu reddettim. beni her mahkeme sabahı anadan doğma soyar, iysilerimi didik didik ederlerdi. yine de yazılı savunmamı mahkemeye verdim. bir kopyasını da noter kanalıyla gönderdim."

ahmed arif'in "can kardeşleri"nden ümit fırat'ın da yardımıyla saffet rüştü tekin'le konuğu olduk tam iki gün.

çocukluğundan başlayarak bu günlere yaşamını ve şiirini anlattı ahmed arif.

sabah erkenden kalkmış, bir aşiret reisi gibi giyinmiş, kırk düğmeli mavi yeleği üzerinde. o gün diyarbakır yemekleri hazırlanmış. rakı buza yatırılmış. keşkek pilavı, tandır eti, süzme yoğurt hazırlanmış.

neler mi anlattı ahmed arif bu iki gün boyunca?

Ödevi indir - Benzer ödevler
 79,9 Kb / 43 sayfa

charles bukowski,

hipodromda iyi bir gün. tahminlerimin tümü tuttu neredeyse.
yine de sıkıcı olabiliyor orası, kazanınca bile. iki koşu arasındaki otuz dakikalık bekleyişler yüzünden; hayatın hiçliğe akıp gidiyor. insanlar kasvetli görünüyorlar orda, çiğnenmiş. ben de aralarında-yım. iyi de nereye gideyim? müzeye mi? bütün gün evde oturup yazarcılık oynamayı bir düşünün. küçük bir eşarp bağlayabilirim boynuma. arada sırada ziyaretime gelen hayli düşmüş bir şairi anımsıyorum. gömleğinin düğmeleri kopuk, pantolonunda kusmuk, saçı yüzünde, bağcıkları çözük, ama boynunda her zaman tertemiz uzun bir eşarp. sairliğinin simgesiydi o eşarp. siirleri mi? hiç girmeyelim...
eve döndüm, havuzda yüzdükten sonra jakuziye girdim. ruhum tehlikede. hep oldu.
linda ile kanepede oturmuştuk, iyi ve karanlık gece inmek üzereydi ki kapı çalındı. linda gidip kapıyı açtı.
"buraya gelsen iyi olacak hank..."
kapıya gittim. üstümde rob, yalın ayak. sarışın bir delikanlı, iri-
5
ce bir genç kız ve ortalama ölçülerde bir kız daha.
"evime insan kabul etmem," dedim onlara.
"imzanızı istiyoruz sadece," dedi sarışın genç, "bir daha gelmeyeceğimize söz veriyorum."
sonra elleri ile başını tutarak kıkırdamaya başladı. kızlar bakıyorlardı sadece.
"ama ne kağıdınız var, ne de kaleminiz," dedim.
"sey," dedi genç ellerini başından çekerek, "başka zaman kitaplarınızdan biri ile geliriz. daha uygun bir zamanda..."
rob. yalın ayak. oğlan beni eksantrik bulmuş olmalıydı. öyleydim belki de.
"sabah gelmeyin," dedim.
dönüp gittiler ve kapıyı kapattım.
simdi yukarda oturmuş onlar hakkında yazıyorum. sert davranmak zorundayım, yoksa acımasızdırlar. kapımı kapalı tutabilmek için korkunç şeyler yaşadım birkaç kez. çoğu onları içeri davet edeceğimi ve sabaha dek içeceğimizi sanır. yalnız içmeyi yeğlerim. yazarın borcu yazarlığınadır sadece. okuyucuya karşı sorumluluğu yazılarını bastırıp sunmaktan öteye geçmez. üstelik kapımı çalanların çoğu okurum değiller, benim hakkımda bir şeyler duymuşlarda". en iyi okur ve insan beni yokluğu ile ödüllendirendir.
29/08/91
22:55
bugün hipodromda zaman geçmek bilmedi, lanet hayatım bir çengelin ucundan sarkıyordu sanki. personel dışında her gün orda olan başka birini tanımıyorum. bir tür hastalık olsa gerek. saroyan bütün parasını at yarışlarında kaybetti. fante pokerde, dostoyevski rulette. ve son meteliğinle oynamıyorsan para değildir asıl mesele. kumarbaz bir arkadaşım bir keresinde bana, "kazanmak ya da kaybetmek umurumda değil, tek istediğim oynamak," demişti. ben paraya arkadaşımdan...
......
.........

Ödevi indir - Benzer ödevler
 684,5 Kb / 79 sayfa

sevgi evde başlar ya da başlamalıdır. benim için bu, beni elli yıldan fazladır seven sam ve grace, babam ve annem demektir. onlar olmasaydı, sevgiyi yazmak yerine hâlâ arıyor olurdum. ev, aynı zamanda, otuz yıldan fazladır evli bulunduğum karolyn demektir. eğer bütün kadınlar onun gibi sevseydi, daha az erkek parmaklıkların arkasından bakıyor olurdu. shelley ve derek, yeni dünyaları keşfetmek için yuvadan uçtular. fakat onların sevgilerinin sıcaklığında kendimi güvende hissediyorum. mutluyum ve minnettarım.
sevgi kavramlarını etkileyen çok sayıda profesyonele kendimi borçlu hissediyorum. psikiyatrisi ross campbell, judson swihart ve scott peck bunların arasındadır. editörlük konusundaki yardımları için debbie barr ve cathy peterson'a çok şey borçluyum. tricia kube ve don schmidt'in teknik deneyimi kitabın zamanında yayınlanmasını mümkün kıldı. en son ve en önemli olarak da, geçen yirmi yıl boyunca benimle yaşamlarının gizli yanlarını paylaşan yüzlerce çifte minnettarlığımı belirtmek isterim. bu kitap onların dürüstlüklerine bir övgüdür.

nikahtan sonra sevgiye ne olur?
buffalo ve dallas arasında, 30.000 feet'de dergisini koltuk cebine koydu, bana doğru döndü ve "ne iş yapıyorsunuz?" diye sordu.
"evlilik danışmanlığı yapıyorum ve evliliği zenginleştirme seminerleri yönetiyorum," dedim, doğal bir şekilde.
"uzun bir süredir bu soruyu birisine sormak istiyordum," dedi. "evlendikten sonra sevgiye ne oluyor?"
biraz şekerleme yapma konusundaki umutlarımı terk ederek sordum, "ne demek istiyorsunuz?"
"şey," dedi, "üç kez evlendim. her defasında, evlenmeden önce harikaydı. fakat, her nasılsa, nikahtan sonra her şey bozuldu. benim, onun için beslediğimi sandığım bütün aşk ve onun benim için beslediğini düşündüğü bütün aşk buhar oldu. ben oldukça zeki bir insanımdır. başarılı bir iş yönetiyorum. fakat bunu anlamıyorum."
"ne kadar evli kaldınız?" diye sordum.
"ilki on yıl kadar sürdü. ikincisinde üç yıl evli kaldık ve üçüncüsünde neredeyse altı yıl."
"aşkınız nikâhtan sonra hemen mi kayboldu, yoksa bu yavaş yavaş olan bir şey miydi?" diye sordum.
"şey, ikincisi en başından kötü gitti. ne olduğunu bilmiyorum. gerçekten birbirimizi sevdiğimizi düşünüyordum. fakat balayı bir felaketti ve asla düzelmedik. yalnızca altı ay flört etmiştik. baş döndürücü bir aşktı. gerçekten heyecan vericiydi! fakat evlendikten sonra, başından itibaren bir savaştı."
"ilk evliliğimde, bebek doğmadan önce, üç veya dört güzel yıl geçirdik. bebek doğduktan sonra, karım bütün dikkatini bebeğe veriyormuş ve ben artık umurunda değilmişim gibi hissettim. sanki yaşamdaki tek gayesi bir bebek sahibi olmaktı ve bebek olunca artık bana ihtiyacı kalmadı."
"bunu ona söyledin mi?" diye sordum.
"oh, evet, söyledim. çılgın olduğumu söyledi. yirmi dört saat bakıcılık yapmanın yarattığı stresi anlamadığımı söyledi. daha anlayışlı olmam ve ona daha fazla yardım etmem gerektiğini söyledi. gerçekten denedim, fakat bana bir fark yaratıyormuş gibi gelmedi. böylece, giderek birbirimizden uzaklaştık. bir süre sonra, aramızda hiç sevgi kalmamıştı, yalnızca soğukluk. her ikimiz evliliğin bittiği konusunda hemfikir olduk,
"son evliliğim? gerçekten bu defa farklı olacağını düşünmüştüm. üç yıl önce boşanmıştım. iki yıldır flört ediyorduk. gerçekten ne yaptığımızı bildiğimizi düşünüyordum ve belki de ilk kez birisini sevmenin ne demek olduğunu hakikaten anladığımı sanıyordum. samimi olarak onun da beni sevdiğini hissediyordum."
"düğünden sonra değiştiğimi sanmıyorum. tıpkı evlenmeden önce olduğu gibi, ona olan aşkımı ifade etmeye devam ettim. ona, ne kadar güzel olduğunu söylüyordum. onu ne kadar sevdiğimi, onun kocası olmaktan ne kadar gurur duyduğumu anlatıyordum. fakat evlendikten birkaç ay sonra, ilk önce, çöpü dışarı çıkarmamam ve elbiselerimi asmamam gibi ufak şeyler hakkında şikayet etmeye başladı. daha sonra, kişiliğime saldırmaya başladı. beni ona sadık olmamakla suçluyor, bana güvenemeyeceğini hissettiğini söylüyordu. tamamıyla olumsuz bir insan haline geldi. evlenmeden önce, asla olumsuz değildi. tanıdığım en olumlu insanlardan birisiydi. bu, ondaki beni çeken şeylerden birisiydi. hiçbir şey hakkında asla şikayet etmezdi. yaptığım her şey harikaydı. fakat ne zaman ki evlendik, sanki artık hiçbir şeyi doğru yapamaz olmuştum. gerçekten ne olduğunu bilmiyorum. sonunda, ona olan sevgimi yitirdim ve ona içerlemeye başladım. o ise açıkça benim için hiç sevgi taşımıyordu. artık birlikte yaşamamızın hiçbir anlamı olmadığı konusunda anlaştık ve böylece ayrıldık.
"bu bir yıl önceydi. bu yüzden benim sorum şu: nikâhtan sonra aşka ne oluyor? benim deneyimim sıkça rastlanan türden midir? ülkemizde bu yüzden mi bu kadar çok boşanma var? bunun bana üç kez olduğuna inanamıyorum. peki ya boşanmayan insanlar? onlar bu boşluk içinde yaşamayı mı öğreniyorlar, yoksa aşk, bazı evliliklerde canlı mı kalıyor? eğer öyleyse, nasıl?"
yol arkadaşımın sorduğu sorular, bugün binlerce evlenmiş ve boşanmış insanın sorduğu sorulardır. bazıları arkadaşlarına, bazıları danışmanlara ve din adamlarına, ve bazıları da kendilerine soruyor. bazen yanıtlar, neredeyse anlaşılmaz olan psikolojik araştırma kalıpları ile ifade ediliyor. bazen mizah ve halk kültürü ile anlatılıyor.
fıkraların ve özdeyişlerin çoğu biraz gerçeklik taşır, ama bunlar kanserli bir kişiye aspirin sunmak gibi bir şeydir.
evlilikte romantik aşk için duyulan arzu, psikolojik yapımızda derin bir şekilde kök salmıştır. hemen hemen her popüler derginin her sayısında, evlilikte aşkı canlı tutmak üzerine bir yazı vardır. bu konuda kitaplar boldur. televizyon ve radyodaki talk-show'lar da bununla ilgilenirler. evliliklerimizde aşkı canlı tutmak ciddi bir iştir.
bütün mevcut olan kitaplara, dergilere ve uygulamalı yardımlara rağmen, neden bu kadar az sayıda çift, nikâhtan sonra da aşkı canlı tutmanın sırrını bulmuş gibi görünüyor? neden bir çift, bir iletişim çalışmasına katılıp, iletişimin nasıl artıracakları konusunda harika fikirleri dinliyor, eve dönüyor ve kendilerinin, orada sergilenen iletişim kalıplarını uygulamaktan bütünüyle aciz olduklarını görebiliyorlar? nasıl oluyor da, bir dergide "eşinize aşkınızı ifade etmenin 101 yolu" diye bir yazı okuyor, bize özellikle iyi görünen bir iki yol seçiyor, bunları deniyoruz. eşimiz çaba sarf ettiğimizi fark etmiyor bile. biz de geri kalan 98 yoldan vazgeçip, her zamanki gibi yaşamaya devam ediyoruz.
eğer sevgimizi etkili bir şekilde belirtmek istiyorsak, eşimizin birincil sevgi dilini öğrenmeyi arzu etmeliyiz.
bu soruların yanıtı, bu kitabın amacıdır. bu, halihazırda yayınlanmış kitaplar ve yazılar faydalı değil anlamına gelmez. sorun, bir temel gerçeği gözden kaçırmış olmamızdır: insanlar farklı sevgi dilleri konuşurlar.

Ödevi indir - Benzer ödevler
 366,2 Kb / 123 sayfa

david eddings - belgariad 1,

dünya yeniyken, yedi tanrı uyum içinde yaşıyorlardı ve tüm insan kavimleri tek bir halktılar. tanrıların en genci olan belar, alornlar tarafından pek seviliyordu. onlann arasında yaşıyor, onları el üstünde tutuyordu; alornlar da onun gözetimi altında serpilip çoğalıyorlardı. diğer tanrıların da etraflarına halklar toplanmıştı, her tanrı kendi halkını gözetiyordu.
ama belar'ın en büyük kardeşi aldur, hiçbir halkın tanrısı değildi, insanlardan ve tanrılardan ayrı yaşıyordu; ama bir gün başıboş bir çocuk gelip buldu onu. aldur bu çocuğu müridi olarak kabul etti ve adını belgarath koydu. belgarath irade ve söz'ün gücünü öğrendi ve büyücü oldu. sonraki yıllarda başkaları da yalnız tanrıyı arayıp buldular. onun dizleri dibinde toplaşıp bir kardeşlik oluşturdular ve zaman onlara dokunmadı.
bir gün, aldur bir çocuk kalbi büyüklüğünde, küre şeklinde bir taş aldı ve yaşayan bir ruh haline getirene kadar elinde evirip çevirdi. insanların aldur taşı dedikleri bu canlı mücevherin gücü çok büyüktü ve aldur onunla mucizeler yarattı.
tanrılar arasında en güzeli torak'tı; onun halkına angaraklar deniyordu. ona efendilerin efendisi diyerek kurbanlar adıyorlardı ve torak sunaklarda yanan kurbanların kokusunu ve övgü sözlerini hoş karşılıyordu. ancak aldur taşı'nın varlığını öğrendiği günden sonra torak huzur nedir bilmedi.
en sonunda, iki yüzlü bir tavırla aldur'un yanına gitti, "biraderim," dedi, "refakatimizden ve muhabbetimizden kendini hariç tutman münasip değil. aklını başından alıp seni baştan çıkaran bu mücevheri terk et, aramıza dön."
aldur kardeşinin ruhuna baktı ve onu azarladı: "niçin efendilik ve...
.....
fantazi yolculuktur: frodo ile birlikte, orta dünyada
j. r. r. tolkien
yüzüklerin efendisi
üç cilt
yüzük kardesliği
iki kule kralın dönüsü
ingilizce'den çeviren. çiğdem erkal ipek
........

Ödevi indir - Benzer ödevler
 353,7 Kb / 256 sayfa

ahmet altan,

bütün o eski ve unutulmuş eşyalar; kesme kristalden hokka takımı, sülüs yazıların ölmekte olan canlılar gibi üstünde kıvrandığı sararmış kâğıtlar,
yer yer çatlamış deri koltuk, duvara dayalı bir teli kopuk tambur,
çekmeceleri kaybolmuş ceviz masa, çatlak bir porselen tabağın içinde
duran, sabundan yapılmış, boyaları dökük meyveler, ortasından geçen ince
demir çubuğu paslı, bir yanı göçmüş teneke atlas, duvara yan yana asılmış
gümüş kılıçla fildişi baston, odanın bir köşesine yığılmış eski dergiler,
maroken ciltli kitaplar; bütün bunlar, bütün oda, bütün ev, hatta belki bütün kent toz içindeydi; incecik bir toz her şeyin üstüne yayılmış, içine sinmiş, eskitip öldürmüştü.

kendisine bütün anlatılanları hatırlıyordu, hiçbirini atlamadan hepsini teker teker hafızasına yerleştirmişti; her birinin anlattığı öbüründen değişikti: kristal hokka takımı bazılarının anlattığına göre seyh efendinin sünnetinde gelmiş, bazılarının söylediğine göre ise ragıp paşaya düğün armağanı getirilmişti; duvardaki fildişi baston bazılarına göre
reşit paşanındı, bazılarına göre ise hikmet bey selanik'te bir eskiciden almıştı. bu kentin, bu evin, bu odanın, bu eşyaların tarihi, her anlatana göre değişiyor, her seferinde bir başka hikâyenin, bir başka mevsimin, bir başka zamanın sahibi oluyor ve her seferinde tarihini kaybedip biraz daha yokluğa gömülüyordu.

her şeyi hatırlıyordu, ama ölülerle ne zaman konuşmaya başladığını kestiremiyordu; bu eve geldikten sonra
...
....
.....

Ödevi indir - Benzer ödevler
 506,6 Kb / 18 sayfa

içindekiler
0. kitap hakkında 4
1. genel tanımlar 6
2. bilgisayarların kısa tarihi 19
3. pc'nizin kurulması 23
4. ms-dos işletim sistemine giriş 28
5. en çok kullanılan ms-dos komutları 57
6. disket kullanımı ve yedekleme / geri yükleme
komutları
81
7. hayatı kolaylaştıran komutlar ve olanaklar 93
8. ms-dos edıt programı 100
9. virüsler 107
10. bilinmesi gerekmeyen ama yararlı kavram ve
komutlar
111
11. yalnızca ms-dos sürüm 6'da olan özellikler 122
ek 1. sık rastlanan ms-dos hata mesajları 131
ek 2. ascıı kod tablosu 138

Ödevi indir - Benzer ödevler
 205,2 Kb / 93 sayfa

konuşmayan adam ne diyor?
baktıkça bakıyorsunuz kendinize
yetişir! bu da hiç konuşmayan adam yapıyor sizi
edip cansever, amerikan bilardosuyla penguen
özge baykan, genç ve genç olmanın tüm olumlu özelliklerini
kendinde toplamış bir yazar. konuşmayan adam, kısa sayılmayacak
bir anlatı. 68 bölümden oluşan anlatı büyük bir metafordan oluşuyor.
ve daha ilk satırlarında deyim yerindeyse giz çözülüyor: konuşmayan
adam her keşfinin önceden başkaları tarafından zaten ortaya
çıkarılmış olduğunu gördüğünde sustu. her yeni gün kimileri için yeni
şeyler getirir kimileri içinse önceki günlerin tekrarından başka bir şey
değildir. bu ruh durumunun edebiyattaki karşılığı ’artık yeni bir şey
söylenemez’dir. konuşmayan adam böyle düşündüğü için susuyor.
fakat yazının kendi içinde barındırdığı paradoksun sonucu olarak
kitabın yazarı özge baykan bunları yazarak ’konuşmuş’ oluyor.
söylediklerinin bir çoğunun daha önce söylenmiş olduğunu bile bile
konuşuyor. okurlarına bu hipotetik kahramanını anlatıyor. kimi zaman
adamın zihninin içinden, kimi zaman adamın ilişki içinde bulunduğu
diğer insanların ağzından. kitabı ilk okuduğumda bunu neden
yaptığını sordum kendi kendime. çünkü bir taraftan da işlek bir zekaya
işaret eden üslubu, ironik anlatımı, zengin göndermeler dünyası onu
kuşağının diğer yazar ve yazar adaylarından ayırıyor; söyleyecek
sözleri olan bir yazar sınıfına sokuyor. anlatı boyunca süregiden mizah
duygusu okuyucuyu uyanık tutmaya yetiyor. peki o halde neden başka
bir şey değil de konuşmayan adam?
büyük ironi ustası oğuz atay’ın neredeyse tek başına bir otoban
gibi türk edebiyatının ortasından geçip giden yoluna çok yakın
baykan’ın anlatısı. oysa zaman değişmiştir. tutunamayanlar’ın
tarihsel konumunu oluşturan koşullar farklılaştığı için konuşmayan...

Ödevi indir - Benzer ödevler


« Önceki sayfa    -     Sonraki sayfa »


Sayfalar

1 2 3 4 5 6 7 8 9
web tasarım web yazılım