Hoşgeldiniz, henüz üye olmamışsınız. Tıklayın, üye olun
.
ÜYE GİRİŞİ
e-mail adresiniz:
şifreniz:
Kitap ve Roman ödevleri : Sayfa 2
 103,3 Kb / 56 sayfa

1819 - 1891 yılları arasında yaşamış olan büyük amerikan yazarı herman melville'in en güzel öykülerinden biri kabul edilen "benito cereno", 1856 yılında çıkan the piazza tales (meydan öyküleri) albümünden alınmıştır. aslında, "benito cereno" ilk kez 1855 yılında, new york'da basılan putnam's monthly magazine'de (aylık putnam's dergisi) çıkmıştı; yani melville, 1851 yılında basılmış olan ünlü romanı "moby dick"i bu öyküden çok daha önce yazmıştı.
bir ispanyol gemisinde yaşanan bir köle ayaklanmasını konu alan "benito cereno"da melville, denizcilik ve gemicilik deneyimlerinin yanısıra, insanın kötü güçlere karşı savaşımını sergiliyor, dramatik bir anlatım ve ahlaksal bir öykü kurgusu içinde. dramatik simgelerle bezenmiş süslü bir edebi dille yazılmış olan öyküde, aslında çoğu yazısında olduğu gibi, "göze görünenin" altındaki asıl büyük gerçeği irdeliyor melville.
oyuncaklı dilinden dolayı bir bilmece çözer gibi ince ince uğraşmayı gerektiren, bunun uzantısında, hatırı sayılır ölçüde usul usul ilerleyen, ama gene de çok keyifli bir türkçeleştirme süreci söz konusu oldu. çok uzun cümleleri, parantezleri, kendine özgü noktalaması ile bu oyuncaklı, süslü anlatım biçimini bozmadan ve öze sadık kalarak ifade edilmek istenileni koruyarak öyküyü rahat okunabilir kılmaya çaba gösterdim; keyifli çeviri sürecini, keyifli bir okuma sürecine dönüşmüş olarak okurla paylaşmayı diliyorum.

Ödevi indir - Benzer ödevler
 100,1 Kb / 75 sayfa

dostoyevskı,

birinci gece sevgili okuyucum, o öylesine güzel bir geceydi ki, böylesini ancak gençliğimizde görebiliriz! gökyüzünün aydınlığına, yıldızların parlaklığına bakıp bakıp da, "böyle bir göğün altında insan nasıl olur da öfke duyar, hırçınlaşabilir?" diye düşünürsünüz. ama bu düşünce de gençler içindir, sevgili okuyucum, hem de çok gençler için. dilerim, sizin de gönlünüz uzun süre genç kalsın. hırçınlardan, öfkeli insanlardan söz açılmışken bütün o günkü uysallığımı anımsamadan edemeyeceğim. sabahın ilk saatlerinde bunaltıcı, tuhaf bir can sıkıntısı doldurmuştu yüreğimi. benim gibi yalnız bir adamı, herkes terk ediyormuş, herkes benden kaçıyormuş gibi bir duygu vardı içimde. "herkes"le kimleri kast ettiğimi sormak hakkınızdır. çünkü nerdeyse, sekiz yıldır, yaşadığım şu petersburg kentinde bir tane bile tanıdık edinemedim. ama tanıdık benim neyime? zaten petersburg'u baştan başa tanırım, onun için bütün kent kalkıp, yazlığa gidince haklı olarak herkesin beni terk ettiğini düşünmeye başladım. yalnız başıma kaldığımı görünce de, büyük bir korkuya kapılarak üç gün neye uğradığımı anlamadan, kentin sokaklarında dolaştım durdum. neva caddesi'ne, parka, deniz kıyısına, daha nereye gittiysem hiçbir yerde, bütün bir yıl ....
......
..........

Ödevi indir - Benzer ödevler
 54,8 Kb / 34 sayfa

edip cansever,

içindekiler

bezik oynayan kadınlar

manastırlı hilmi beye birinci mektup,
manastırlı hilmi beye ikinci mektup,
manastırlı hilmi beye üçüncü mektup,
cemal'in iç konuşmaları /1,
cemal'in iç konuşmaları /ıı,
cemal'in iç konuşmaları /ııı,
manastırlı hilmi beye dördüncü mektup,
seniha'nın günlüğünden /ı,
seniha'nın günlüğünden /ıı,
seniha'nın günlüğünden /ııı,
seniha'nın günlüğünden /ıv,
seniha'nın günlüğünden /v,
seniha'nın günlüğünden /vı,
seniha'nın günlüğünden /vıı,

ester'in söyledîklerî

kendime,
istek,
kan yargısı,
göz suyumda,
akmayı duydum,
o bile,
düşüş,
duruş,
doğuş,
umuş,
ikilemler,
özleyiş,
saplantı,
gidemeyiş,
biliş,
yeniliş,
bitmeyen,
düş,
uyanış,
bitiş

Ödevi indir - Benzer ödevler

bezik oynayan kadınlar

manastırlı hilmi beye birinci mektup,
manastırlı hilmi beye ikinci mektup,
manastırlı hilmi beye üçüncü mektup,
cemal'in iç konuşmaları /1,
cemal'in iç konuşmaları /ıı,
cemal'in iç konuşmaları /ııı,
manastırlı hilmi beye dördüncü mektup,
seniha'nın günlüğünden /ı,
seniha'nın günlüğünden /ıı,
seniha'nın günlüğünden /ııı,
seniha'nın günlüğünden /ıv,
seniha'nın günlüğünden /v,
seniha'nın günlüğünden /vı,
seniha'nın günlüğünden /vıı,

ester'in söyledîklerî

kendime,
istek,
kan yargısı,
göz suyumda,
akmayı duydum,
o bile,
düşüş,
duruş,
doğuş,
umuş,
ikilemler,
özleyiş,
saplantı,
gidemeyiş,
biliş,
yeniliş,
bitmeyen,
düş,
uyanış,
bitiş,

Ödevi indir - Benzer ödevler

1612 yılının sonlarına doğru, soğuk bir aralık sabahıydı; incecik giysili bir delikanlı paris'te, grands-augustins sokağı'nda, bir evin kapısı önünde dolaşıyordu. sevdiği kadın ne denli gönülsüz olursa olsun, ilk sevgilisinin evine girmeyi göze alamayan bir âşık kararsızlığıyla epey gidip geldikten sonra, eşiği aşabildi. üstat françois porbus'ün (1) evde olup olmadığını sordu. alçak tavanlı, avlumsu bir yeri süpüren yaşlı bir kadın, ''burada,'' deyince, delikanlı saray hizmetine daha yeni girmiş, kralın kendisine nasıl davranacağını bir türlü kestiremeyip üzülen bir insan haliyle, basamakları ağır ağır çıktı. döner merdivenin sonuna varınca, bir süre sahanlıkta kaldı. bir zamanlar ıv. henri'nin başressamlığını yapmış, sonradan marie de medicis'in (2) rubens'i kendisine yeğlemesi üzerine gözden düşmüş sanatçının içerdeki resim işliğinde çalıştığına kuşku yoktu; ama delikanlı o işliğin kapısını süsleyen acayip tokmağa dokunmaya bir türlü karar veremiyordu. simdi onun içindeki duygu, büyük sanat adamlarının gençliklerinin, sanat aşklarının en ateşli çağında bir dahiyle ya da bir başyapıtla karşılaşınca yüreklerini çarptıran o derin duyguydu. insandaki bütün duyguların temelinde, hep soylu bir coşkudan doğan bir saflık vardır; ama o soylu coşkunun verdiği mutluluk, zayıflaya zayıflaya, bir gün ancak bir anıdan, şanla ün de bir yalandan ibaret kalır. çabucak kırılıveren o duygular arasında aşka en çok benzeyeni, hem onur hem de acılarla dolu yaşamında, tatlı çileyi çekmeye yeni başlayan bir sanatçının taze tutkusudur: hem cüret, hem de çekingenlik, hem belirsiz inanışlar, hem de kendilerini pek belli eden üzüntülerle dolu bir tutku.

Ödevi indir - Benzer ödevler
 165,8 Kb / 85 sayfa

edgar allan poe,

1 ocak 1796. bugün, deniz fenerindeki ilk günüm. bunu, degrât ile anlaştığımız gibi, günlüğüme yazıyorum. elimden geldiğince düzenli bir şekilde günlük tutmayı sürdüreceğim -ama benim gibi yalnız birine ne olacağını kim söyleyebilir ki? hastalanabilirim, hatta daha kötüsü de başıma gelebilir... peki, o zaman ne olacak? kotra biraz önce gitti -ama artık burada olduğuma göre bunun üzerinde neden durmalı ki, peki ama tamamen güvende miyim? hayatımda ilk defa tamamen yalnız olduğumu -çünkü, neptune ne kadar kocaman olursa olsun elbette "arkadaş"tan sayılmazdı- sadece düşünmek bile beni heyecanlandırıyor. ama tann aşkına, hangi "arkadaş"ta bu zavallı köpekteki bağlılığın yansını buldum? böyle bir durumda ben ve "arkadaş"ım -bir yıl bile- birbirimizden aynlmazdık... beni en fazla şaşırtan, degrât'ın beni işe koymakta karşılaştığı güçlük oldu -bölgenin soylularından olan beni! idare heyeti, yetene-
ğimden kuşku duymuş olamazdı. bu görevi bundan önce de bir kişi yürütmüş -ve genellikle üç kişi tarafından yapılan bu işin üstesinden pekala gelmişti. yapılacak iş son derece basit, yazılı yönergeler olabildiğince açıktı. orndoffun bana eşlik etmesinin hiç gereği yoktu. çekilmez dedikodularıyla -hadi o hiç ağzından düşürmediği lületaşı piposunu bir yana bırakalım- onun yanımda yöremde olması durumunda hiçbir şekilde kitap okuyamazdım. aynca, yalnız olmak istiyorum... bu sözcüğün kulağa ne kadar soğuk geldiğine şimdiyece hiç dikkat etmemiş olmam ne tuhaf! bu silindirik duvarlar arasındaki yankının bu kadar acayip olduğunu dünyada hayal edemezdim -ama hayır!- bunlar saçmalıktan başka bir şey değil. tecrit oluşumun sinirlerimi bozacağına inanıyorum. bu asla yetmez. degrat'ın kehanetini unutmuş değilim. simdi "ne görebileceğimi" .görmek için bir koşu fenere tırmanıp etrafı bir güzel tarassut etmeliyim... görebileceğim şeyi görmek, elbette çok fazla bir şey değil. sanırım, dalgalar biraz küçülmüş gibi, ama yine de kotranın önünde limana kadar çetin bir yolculuk var. norland'dan1 (norland, genel olarak iskoçya'nın kuzeyi için kullanılıyor olmakla birlikte burada daha genel anlamda kuzey avrupa ülkelerinden herhangi birinin kuzeyi anlamında kullanılmıştır) görülebilecek bir mesafeye güç bela yann öyle üzeri ulaşılabilir -taş çatlasın 190-200 millik bir yol.
2 ocak. bu günü, imkanı yok tarif edemeyeceğim bir tür vecd içinde geçirdim. tek başıma olma tutkum bundan daha iyi ödüllendirilemezdi. doyurulamazdı demiyorum, çünkü, bugün yaşadığım türden hazlara hiçbir zaman doyacağımı sanmıyorum. safağın sökmesinden sonra rüzgar dindi ve öğleden sonra dalga diye bir şey kalmadı... teleskopla bile okyanusla gökyüzünden ve arasıra ortaya çıkan martılardan başka bir şey görünmüyor.
3 ocak. çok sakin bir gün. akşama doğru deniz cam gibi saydam bir görünüm aldı. birkaç deniz yosunu göründü; bunun dışında bütün gün hiç ama hiçbir şey -hatta ufacık bir bulut bile görünmedi... deniz fenerini keşfetme işine giriştim...
çok yüksek bir fener bu -suyun karada yükseldiği alt seviyeden tepesine kadar 160 ayağa yakın yüksekliği olan fenerin bitmez tükenmez basamaklannı tırmandığımda, fazladan basamak tırmanmak zorunda olduğumu görüyorum. kulenin içinde zeminden zirveye kadar yükseklik en az 180 ayak. demek ki, denizin çekildiği zaman bile, zemin deniz seviyesinin 20 ayak altında... bana öyle geliyor ki...
....
.......

Ödevi indir - Benzer ödevler
 55,1 Kb / 31 sayfa

sigmund freud,

kişi belirli bir uygarlıkta uzunca bir süre yaşayıp sık sık bu uygarlığın kökenlerini ve nasıl bir yol izleyerek geliştiğini keşfetmeye çalıştığında, bazen karşı yöne de bir bakarak bu uygarlığın akıbetini ve hangi dönüşlere uğramaya mukadder olduğunu sorma gereksinimini duyar. ama, böyle bir soruşturmanın değerinin daha başından birkaç unsur tarafından azaltıldığı çok geçmeden ortaya çıkar. herşey bir yana, insan faaliyetini tüm genişliğiyle değerlendirebilecek pek az sayıda insan vardır. çoğu kişi, kendisini bu faaliyetin bir tek veya az sayıda alanıyla kısıtlamaya zorlamıştır. ama insan, geçmiş ve şimdiki durum hakkında ne kadar az şey bilirse, gelecek hakkındaki yargısı da o derecede önemsiz olur. aynca bireyin öznel beklentilerinin tanı da bu türden bir yargıda ortaya çıkması bir başka güçlüktür. bu beklentilerin de insanın kendi yaşantısındaki tümüyle kişisel unsurlara, yaşam karşısındaki, mizacının veya basan ve başarısızlıklarının belirdiği tavrının az veya çok iyimser olmasına bağlı bulunduğu görülür. son olarak, "insanların genellikle içinde bulundukları durumu naif bir biçimde, sanki içeriği hakkında bir değerlendirme yapma yeteneğinden yoksunmuşcasına algılandıkları" biçimindeki garip gerçek kendisini hissettirir. simdiki durumun, gelecek hakkında bir yargıda bulunmamıza yarayacak gözlem noktalan sağlayabilmesi için, insanların şimdiki durumla aralarına bir mesafe koymaları gerekir.

bu nedenlerle uygarlığımızın olası geleceği üzerinde fikir yürütmenin çekiciliğine kapılan herkesin, yukanda belirttiğim güçlükleri olduğu kadar, genel olarak her türden kehanetteki belirsizliği de göz önünde bulundurması iyi olur. bundan şu sonuç çıkıyor: beni ilgilendirdiği kadarıyla, bu çok büyük görevden aceleyle geri çekilmeli ve genel şemadaki yerini belirler belirlemez uzun süreden beri dikkatimi çekmiş olan küçük alanı saptamalıyım.

insan yaşamının kendisini hayvansal durumun üzerine çıkardığı ve vahşi yaratıkların yaşamından ayrılan tüm yönleri anlamında kullandığım insan uygarlığı -kültür ve uygarlık arasında bir ayrım yapmaktan nefret ediyorum- bildiğimiz gibi, gözlemciye iki cephesiyle kendini gösterir. insan uygarlığı, biı yanda insanın doğa güçlerini denetlemek ve insan ihtiyaçlarının doyumu amacıyla doğanın zenginliklerini özümlemek için edindiği tüm bilgi ve yetenekler toplamını, öte yanda insanların birbirleriyle ilişkilerinin ve özellikle mevcut zenginliğin dağıtımının düzenlemesi için gerekli tüm kuralları içerir. uygarlığın bu iki yönü birbirinden bağımsız değildir; çünkü, birincisi, insanların karşılıklı ilişkileri mevcut refahın mümkün kıldığı içgüdüsel doyum miktarından derin bir biçimde etkilenir, ikincisi, tek bir insan bir diğeriyle ilişkisinde bu diğer kişi onun yeteneklerinden iş için yararlandığı veya onu bir cinsel nesne olarak seçtiği sürece kendisi bir zenginlik kaynağı işlevi görebilir, üçüncüsü ve dahası uygarlık insanların evrensel çıkarının bir nesnesi olması gerektiği halde her birey gerçekte bir uygarlık düşmanıdır. insanların tek başlarına varlıklarını sürdürebilme yeteneklerinin çok az olmasına karşın, komünal yaşamı mümkün kılmak için uygarlığın kendilerinden beklediği özverileri ağır bir yük olarak hissetmeleri dikkate değer. dolayısıyla uygarlık bireye karşı korunmalıdır ve...
....
.....

Ödevi indir - Benzer ödevler
 67,2 Kb / 50 sayfa

fırenc herczeg,

bizans imparatorluk sarayında taht salonu. bütün göz kamaştırıcılığına, resmiliğine ve görkemine karşın salon donuk bir etki yapmaktadır. duvarlar ve duvar direkleri alttan mermerle, üstten altın zeminli mozaik resimlerle kaplı. bunlar bizans sanatının ilk çağlarından kalma din konulu, soğuk resimlerdir. salonun arka duvarında görünen büyük kemerli üç kapı bir basamak yüksekteki sıra kemerli bir geçite açılır. geçitin ilerki duvarında bulunan üç büyük pencereden kent görülmektedir. kentin görünümü, hepsinin üstünde tepesindeki çifte altın haçıyla ayasofya'nın büyük kubbesi egemen olan birçok kubbenin, revağın, saray çatısının acayip bir biçimde birbirine girmiş labirentidir. salonun sağındaki altın yaldızlı bir tunç kapı imparator ailesinin oturma dairelerine açılmaktadır. altın kapıya mermer bir basamakla çıkılır. taht kürsüsü salonun sol yanında. kürsünün sağını solunu altından yapılmış birer aslan süslemektedir. taht kürsüsündeki lâl renkli iki iskemleden biri (imparatoriçeninki) ötekinden biraz küçüktür. kürsünün lâl perdesine süslü biçemli altın kartallar işlenmiştir. salonun sol yanında, kapı sütunlarının önünde, içlerinde balmumları yanan büyük şamdanlar vardır. salonun öteki eşyası: ı. perdede, altın kapının yanında bir koltuk; ıı. perdede, imparator ailesine özgü lâl renkli arkalıksız birçok iskemle; ııı. perdede, yaldızlı küçük bir yazı masasıdır. dört ayaklı olan bu küçük masanın üzerinde gömme bir mürekkep boynuzu ve lâl rengi kaz tüyü kalemler. sabah güneşi vurmaktadır. sahne bir süre boş. uzaktan uzağa boğuk savaş uğultusu ve top sesleri.

Ödevi indir - Benzer ödevler

"hiç şüphem yok ki, şu anda dünyada en büyük çevresel kirlilik unsuru hızla artan elektromanyetik radyasyon. kimyasallardan ve küresel ısınmadan çok daha büyük... sadece biz onu göremiyoruz... belki sonunda, herkes hayatı süresince iki defa ölümcül
hastalık karşılaşmaya başladığında, insanlar (bozulmuş psikolojilerini saymazsak) nedensizce sokakların altını üstüne getirmeye başladığında, 'hay allah, korkunç bir hata yaptık!' diyecek kadar iyi durumda kalan bazı insanlar olabilir belki hala." -
prof. robert becker (iki kez nobel adayı seçildi. kitaplarında ve araştırmalarında elektromanyetizm ile yaşam arasındaki ilişkileri, vücudun elektromanyetik yapısını inceledi ve emr'un zararlarına karşı mücadelesiyle amerika'da endüstriyel/militer
çıkarlara ters düşünce 50 yaşında emekli edildi, bazı önemli tedavi çalışmalarını sürdürümedi.)

"umursamazlıkla ev, okul, hastane yakınına kurulan baz istasyonlarının emisyonlarına, buradaki insanların günde 24 saat, haftada 7 gün sürekli maruz bırakılması tümüyle kabul edilemez bir durumdur ki bazı ahlaki soruları gündeme getirir ve nuremberg
kod'unu ihlal ettiği söylenebilir. zira, bu radyasyonu kronik maruziyetin ne derece tahripkar olduğunu ortaya çıkaracak olanlar nihayetinde bu insanlardır... bir başka deyişle, onlar kitlesel bir deneyin tamamen iradesiz denekleridir." - prof. gerard
hyland (warwick üniversitesi; uluslararası biyofizik enstitüsü) (nuremberg kodu, nazi savaş suçluluları davasında belirlenen ve insanlar üzerinde deney yapan bilim adamlarının uymaları gereken 10 etik kural. bunlar arasında, denek olacak insanın
kesinlikle kendi iradesiyle rızasının alınması ve ölüm veya sakatlanma olacağına inanmak için bir neden olduğunda deneyin yapılmaması gerektiği gibi kurallar var.)

Ödevi indir - Benzer ödevler
 480,4 Kb / 158 sayfa

david eddings - belgariad 4,

bir gün geldi, çerek ve üç oğlu, büyücü belgarath ile mal-lorya'ya gittiler. bereberce, yaralı tanrı torak'ın çaldığı aldur taşı'nı geri almayı amaçlamışlardı. torak'ın demir kulesinde taş'ın saklı olduğu yere vardıklarında, muhteşem mücevhere dokunmaya bir tek çerek'in oğullarının en küçüğü olan demirpençe riva cesaret etti. çünkü ruhunda kötü niyet taşımayan bir tek riva'ydı.
tekrar batı'ya döndüklerinde, belgarath riva'ya ve onun soyuna taş'ın koruyuculuğu görevini verdi ve dedi ki: "taş sende ve senin soyunda kaldığı sürece, batı emniyette olacaktır."
sonra riva taş'ı alıp halkıyla birlikte rüzgârlar adası'na yelken açtı. gemileri adaya yanaştığında oraya bir hisar ve etrafına da surlarla çevrili bir şehir inşa edilmesini emretti. insanlar bu şehre riva adını verdiler; savaş için yapılmış, kale gibi bir şehirdi bu.
hisarın içine dev bir salon yapıldı; bu salonda kara taştan oyulmuş, duvara dayalı bir taht vardı, insanlar bu salona riva kralının salonu dediler.
derken bir gün riva derin bir uykuya daldı ve alornlann ayı tanrısı belar rüyasına girip dedi ki: "ey taş'ın koruyucusu, gökten iki yıldız düşüreceğim. bunları alıp ateşte kızdıracak ve örste döveceksin. birinden bir kılıç ağzı, ötekinden bir kabza yapacaksın; birleştiğinde kardeşim aldur'un taş'ını koruyacak bir kılıç olacak."
riva uyandığında gökten iki yıldız kaydığını gördü ve yıldızlan dağların tepelerinde arayıp buldu. belar'ın söylediği gibi bir kılıç ağzı....
......
............

Ödevi indir - Benzer ödevler


« Önceki sayfa    -     Sonraki sayfa »


Sayfalar

1 2 3 4 5 6 7 8 9
web tasarım web yazılım