|
ÜYE OLMADIĞINIZ İÇİN BU DÖKÜMANIN SADECE KÜÇÜK BİR BÖLÜMÜNÜ GÖRÜYORSUNUZ
cumhuriyet döneminde dış ticaretimiz
BU ÖDEVİ ÜYE OLUP İNDİREBİLİR, ÜZERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPABİLİR VE YAZICIDAN ÇIKTI ALABİLİRSİNİZ.
Bu ödeve benzer diğer ödevlere buraya tıklayarak bakabilirsiniz
Döküman : WORD dosyası Kaynakça : Var Sayfa sayısı : 14 Cümle sayısı : 1.862 Kelime sayısı : 11.801 Paragraf sayısı : 857 Karakter sayısı : 69.671
ÜYE OLMADIĞINIZ İÇİN DÖKÜMANIN SADECE ÇOK KÜÇÜK BİR BÖLÜMÜNÜ GÖRÜYORSUNUZ.
CUMHURİYET DÖNEMİNDE DIŞ TİCARETİMİZ
(GELİŞMELER, YAPI VE REJİM DEĞİŞİKLİKLERİ)
I - GİRİŞ
Ülkelerin ticari ve ekonomik bakımdan ulaştıkları düzeyler ve kaydettikleri gelişmeler uluslararası alandaki konum ve etkinlikleri açısından her zaman önemli bir gösterge olmuştur. Bu nedenledir ki genç Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana ulusal bağımsızlığını her zaman ekonomik bağımsızlığı ve gelişmesiyle desteklemiştir. Yüce Atatürk'ün "muasır medeniyetler" belirlemesiyle kristalleşen hedef, bu alanda gösterilen ve gösterilecek olan tüm çabaların nirengi noktasını oluşturmuştur. Bu noktadan hareketle ülkemizi daha da ileriye taşıyacak ekonomik ve ticari faaliyetler Cumhuriyet tarihinde önemli bir yer işgal etmektedir.
Bu çalışmada, 21. Yüzyılın eşiğinde Türkiye'de kalkınmanın ve ekonomik büyümenin itici gücünü oluşturacak olan dış ticaretin, Cumhuriyetin ilanından bu yana geçirdiği rejim değişiklikleri ve yapısal dönüşümler, yaşanan uluslararası ekonomik sorunlar, gelişmeler ve entegrasyonlar kronolojik olarak aktarılmaya çalışılmıştır.
Giriş bölümünün ardından yer alan ikinci bölümde, Cumhuriyet öncesi dönemin olumsuz ve ümitsiz iklimini yansıtmak amacıyla Osmanlı İmparatorluğundan devralınan ekonomik ve ticari mirasa değinilmiştir.
Çalışmanın üçüncü bölümü, karanlıktan aydınlığa çıkışın eşiğindeki Türkiye Cumhuriyetinin ekonomik ve ticari doğuşuna ayrılmıştır. Cumhuriyetin ilanını takip eden Lozan Anlaşmasının ekinde yer alan Lozan Ticaret Sözleşmesi genç Türkiye Cumhuriyetinin dış ticaret politikası açısından bağlayıcı hükümler getirmiştir. Ancak, 1923 yılında toplanan I. İzmir İktisat Kongresinde ekonomik bağımsızlığın önemi bir kez daha vurgulanmış, ekonomik gelişmenin tohumları burada atılmıştır. 1929 yılında yaşanan Dünya Ekonomi Buhranı, ekonomik gelişmeyi belli ölçüde sekteye uğrattıysa da, 30'lu yıllarda uygulanan politikalar Türk sanayiinin atılımına temel teşkil etmiştir.
Dördüncü bölümde, II. Dünya Savaşı ve planlı kalkınmaya geçiş dönemi arasında kalan yıllara yer verilmiştir. Savaşın ardından gelen uluslararası düzenlemelerle dünyada barış rüzgarları esmeye başlamıştır. Bu dönemde Türkiye ekonomisinde Marshall yardımının da etkisiyle tarım sektöründe yabana atılamayacak bir atılım gerçekleştirilmiştir. 1950-1953 yılları arasında yaşanan Kore Savaşı, dünya hammadde ve tarım ürünleri fiyatlarını artırmış, birkaç yıl hava şartlarının da olumlu gitmesiyle ihracatta hem üretimden hem de fiyatlandırmadan kaynaklanan önemli kazançlar sağlanmıştır. Ancak, anılan olumlu konjonktür bir süre sonra tersine dönmüş, ekonomide bazı sıkıntılar baş göstermiştir.
Çalışmanın beşinci bölümü, 1963-1980 yılları arasındaki dönemi kapsamaktadır. Dış ticaret açısından önemli sayılabilecek ithal ikameci kalkınma stratejisinin benimsenmesi, beş yıllık kalkınma planları ve nihayet dünya petrol krizi bu döneme damgasını vuran gelişmeler olarak göze çarpmaktadır.
Altıncı bölümde, 1980'den günümüze değin yaşanan gelişmelere yer verilmiştir. Bu dönem, dış rekabete açık kalkınma stratejisinin uygulandığı, dış ticaretin ülke gündeminin ilk sırasını işgal ettiği, dolayısıyla ihracatın öneminin topluma giderek artan bir önemde benimsetilmeye çalışıldığı, önemli yapısal ve yönetsel değişikliklerin yaşandığı bir dönem olmuştur.
Yedinci bölüm, 1980 sonrası yaşanan zihniyet değişikliğinin Türk dış ticaret politikasına yansımasına ayrılmıştır. Türkiye, Avrupa Birliği ile gümrük birliğini gerçekleştirmiş, dünya ticaretini düzenleyen Dünya Ticaret Örgütüne üye olmuştur. Bu dönemde yaşanan uluslararası gelişmelerin ülkemize yansıması, yapılan ve yapılmakta olan mevzuat değişiklikleriyle Türkiye'nin yeni dünya düzenine entegrasyon çabaları olarak özetlenebilir.
Sekizinci bölümde, Cumhuriyetten günümüze kadar geçen 75 yıllık süreçte dış ticaretimizin geçirdiği yapısal değişiklikler ele alınmaya çalışılmıştır. Dış ticaretimiz sektör ve ülke bazında, farklı bir deyişle analitik açıdan mercek altına alınmıştır. 75 yılda dış ticaret açısından kat ettiğimiz mesafenin çarpıcı olması bakımından, bu bölümde yer alan tablolar aynı zamanda ekler bölümündeki grafiklerle de desteklenmiştir.
Cumhuriyetimizin 75. Yılı münasebetiyle hazırlamış olduğumuz bu çalışmanın, ülkemiz için artık yadsınamaz derecede önemli olan dış ticaret konusunda bundan sonra yapılacak değerli araştırmalara kaynak teşkil etmesi ve yardımcı olması en büyük dileğimizdir.
II. CUMHURİYET ÖNCESİ DÖNEMDE DIŞ TİCARET
Tanzimat'tan önce Osmanlı İmparatorluğunun dış ticaret politikası, ülkede mal bolluğu ve ucuzluk sağlamak amacıyla, ithalatı teşvik edici, ihracatı kısıtlayıcı bir uygulamaya dayanıyordu. İhracat bir taraftan daha yüksek oranda vergilendirilmekte, öte taraftan bazı mallara ihraç yasağı konmaktaydı.
Kapitülasyonların da desteklediği bu ithalatı teşvik edici dış ticaret politikası yanında 1838 tarihinde İngiltere ile yapılan Balta Limanı Sözleşmesi ve bunu takiben Fransa ve diğer Avrupa ülkeleri ile yapılan benzer sözleşmeler ile Osmanlı Devleti gümrükleri üzerindeki egemenlik hakkından vazgeçmiş ve yabancılara engelsiz bir dış ticaret rejimi sağlamıştır. Böylece, Osmanlı ekonomisi gelişen Avrupa sanayii için bir açık pazar haline gelmiştir.
Osmanlılarca uygulanan bu politika, o zamanlar sanayileşme yolunda hızla ilerleyen Avrupa ülkelerinde uygulanan ve ekonomi teorisi olarak da savunulan, yerli sanayii, üretimi ve ihracatı teşvik edici ve koruyucu politikalara oldukça ters düşmekteydi. Nitekim bu yanlış politikadan Osmanlı dış ticareti olumsuz yönde etkilenmiştir.
Tanzimat hükümetleri, dış ticaret dengesinin memleket aleyhine gelişmesi ve yerli sanayiin dış rekabete karşı korumasız kalması karşısında, ithalata uygulanan gümrük resmi oranlarının yükseltilmesi yönünde, uzun uğraşılardan sonra ancak 1862 yılında değer üzerinden alınmakta olan %5'lik gümrük resmi oranını %8'e yükseltebilmiş ve ihracattan alınmakta olan %12'lik gümrük resmi oranını da %8'e düşürebilmiştir (ihracattaki bu %8'lik oranın her sene %1 oranında indirilmesi de kararlaştırılmıştır). İthalattan alınan bu advalorem %8'lik gümrük vergisi 1907 yılında %11'e, Eylül 1914'de %15'e yükseltilmiş, Mayıs 1915'de ise %30'a çıkarılmıştır. Sanayi kollarını dış rekabete karşı korumak amacıyla ithal edilecek her mal grubu için spesifik bir gümrük tarifesi Mart 1916'da yürürlüğe konulmuş ve böylece advalorem gümrük tarifesi terk edilerek spesifik gümrük tarifesine geçilmiştir.
İstiklal Savaşı yıllarında, Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan bir kanunla ülke egemenliği altındaki limanlarda (Trabzon, Samsun, İnebolu, Antalya ve Mersin) Mart 1916 tarihli spesifik gümrük tarifesi beş kat artırılarak yeniden yürürlüğe konulmuştur. Mayıs 1921'de kabul edilen bir kanunla da savaş döneminde gerekli görülmeyen bazı tüketim malları ithalatı yasaklanmış, bazı malların ise gümrük tarifelerinde on beş kata ulaşan artışlar yapılarak, gümrük vergileri yükseltilmiştir.
Osmanlı döneminde ithalat ve ihracatın Sterlin olarak tutarı ile dış ticaretimizdeki başlıca ülkelerin payları aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.
1830-1911 Osmanlı İmparatorluğu İhracat ve İthalatı ve
Başlıca Ülkelere Göre Dağılımı
İHRACAT :
Ülkelerin Payları (%)
Milyon Sterlin
İngiltere
Fransa
Almanya
Avusturya
Rusya
1830-32
4
13
14
2
31
13
1840-42
5
20
17
2
29
10
1850-52
9
20
16
1
28
8
1860-62
12
24
30
1
17
10
1870-72
19
27
25
0
14
15
1880-82
15
24
28
1
6
14
1890-92
18
26
25
4
6
4
1900-02
20
26
19
7
8
4
1908-11
26
18
14
11
8
4
İTHALAT
1830-32
4
19
10
3
17
31
1840-42
6
29
9
5
22
17
1850-52
10
26
9
10
26
14
1860-62
13
27
12
10
17
12
1870-72
22
32
12
14
13
9
1880-82
15
45
12
2
12
10
1890-92
19
36
12
10
10
10
1900-02
20
30
10
10
15
10
1908-11
38
24
8
14
14
9
Kaynak: Nkl. - Tarık Celal Güven, Cumhuriyetin 75. Yıldönümünde Dış Ticaretimizin Geçmişi ve Bugünü, Dış
Ticaret Dergisi, 1998, Ankara.
III. 1920-1938 ARASI DÖNEM
Ülke topraklarının önemli bir bölümünün kaybedilmesi sonucunu doğuran I. Dünya Savaşı ve yeni Türkiye Cumhuriyetine hayatiyet veren Kurtuluş Savaşı, Osmanlı İmparatorluğunun esasen bozuk olan iktisadi düzenini tam anlamıyla karışıklığa sokmuştur. Bu bakımdan, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin kuruluş yılları diye nitelendirdiğimiz 1923-1938 yıllarında karşılaştıkları en önemli sorun ülkenin ekonomik düzeninin yeniden kurulması olmuştur.
23 Nisan 1920'de Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplanmasından 9 gün sonra 2.5.1920 tarihinde kabul edilen 3 sayılı Kanun ile 11 Bakandan oluşan "İcra Vekilleri Heyeti" (Bakanlar Kurulu) arasında ticaret, sanayi, ziraat, orman, veteriner ve maden ile ilgili işleri yürütmek üzere bir İktisat Vekaleti yer almıştır. 5 Mart 1924 tarihinde 432 sayılı Kanun ile bu Vekalete bağlı Ziraat, Orman, ve Baytar Umum Müdürlükleri ayrılarak bir Ziraat Vekaleti teşkil edilmiş, ticaret, sanayi ve maden işleri görevlerini yürütmek için ise Ticaret Vekaleti kurulmuştur.
Hükümetin izleyeceği ekonomi politikasını saptamak üzere 1923 yılında İzmir'de toplanan İktisat Kongresinde liberal bir rejimin uygulanması ve özel girişimin korunması öngörülmüştür.
17 Şubat 1923'te başlayıp 3 Mart 1923'e kadar devam eden Kongrede alınan kararlar şu şekildedir;
-Milli sanayiin geliştirilmesi için bir kanun hazırlanacak ve Gümrük Kanunu değiştirilecek,
-Sanayicilere düşük maliyetli kuruluş ve işletme sermayesi sağlanacak, kredi imkanları artırılacak,
-Yerli üreticiye yurtiçi kara ve deniz ulaşımında ucuz tarife uygulanacak,
-Madenler milli üretime dönük bir biçimde işletilecek,
-Anonim şirketlerin kurulmaları kolaylaştırılacak,
-Milli bankalar kurulacak,
-Demiryolu yapımı Hükümetçe bir programa bağlanacak,
-Teknik eğitimin düzeyi yükseltilecek,
-Yabancı sermayeye karşı olunmamakla beraber, yabancı sermayenin memleketin hammaddelerini, ticaret ve sanayiini kendi tekeline almadan Hükümetle ortak girişim şeklinde işletmesi sağlanacaktır.
Öte yandan, yine iktisadi kalkınmayı sağlam temellere oturtacak ön kuruluşların faaliyete geçmesi sağlanmış ayrıca, Kongrede düzenlenen yerli malları sergisi (Cumhuriyet tarihimizin ilk sergisi olma özelliğini taşımaktadır) ile İzmir Enternasyonal Fuarının ilk adımı atılmıştır.
Yerli sanayiin finanse edilmesini ve yurt içi tasarrufların milli bankalarda toplanmasını sağlamak amacıyla Türkiye İş Bankası, cumhuriyet döneminin ilk ulusal bankası olarak 26 Ağustos 1924'de kurulmuştur. 1925 tarihinde ise 632 sayılı Kanunla Sanayi ve Maadin Bankası faaliyete geçmiştir. Devlet sermayesi ile kurulmuş olan bu banka, 1933 yılında Sümerbank olarak yeniden yapılandırılmış ve bu müessesenin Türkiye'nin sanayileşmesine çok büyük katkısı olmuştur. Diğer taraftan, devlet madenlerinin işletilmesi ve satışlarının yapılması amacıyla, 23.10.1935 tarihinde Etibank kurulmuştur. Böylece, sanayi ve madenlerle ilgili alanlarda da devlet ticareti ve himayeciliği başlamıştır.
1927 yılında "Teşvik-i Sanayi Kanunu" çıkarılarak sanayi üretimi belli muafiyetlerle teşvik edilmiştir. Bir yandan tarımsal makine, araç ve gereçleri ithalatında gümrük muafiyeti sağlanmış, öte yandan yerli üretim ve sanayii korumak amacı ile özellikle iplik ve kumaş, şeker, un ve diğer gıda maddeleri, deri ve ağaç mamulleri ve çimento gibi maddelerin ithalatı yüksek oranlı gümrük vergileri ile kısıtlanmıştır.
Cumhuriyetimizin kuruluşunun ilk yıllarında ülkemiz dış ticaretinde önemli yer işgal eden başlıca maddelerin ihracat ve ithalatına ilişkin olarak düzenlenen tablo aşağıdadır.
1923 ve 1924 Yıllarında Başlıca Maddeler
İhracat ve İthalatı ( Milyon Lira) *
İhracat
1923
1924
İthalat
1923
1924
Yaprak Tütün
20,3
46,4
Buğday
8,6
18,3
Kuru Üzüm
10,6
18,2
Un
3,0
0,7
Kuru İncir
4,9
10,0
Şeker
11,0
12,8
Fındık
3,8
8,0
Pirinç
1,9
2,2
Pamuk
6,2
11,4
Kahve
2,5
3,2
Tiftik, Yün, İpek
5,7
9,0
Çay
0,9
1,2
Afyon
4,2
6,1
Pamuklu Dokuma
48,3
57,0
Halı-Kilim
3,2
4,5
Yünlü Dokuma
8,3
12,6
Canlı Hayvan
2,4
3,7
Pamuk
5,6
6,6
Yumurta
1,4
3,7
Yün İpliği
0,5
0,8
Palamut
1,4
2,1
Matbaa Kağıdı
0,6
1,0
Zeytinyağı
1,0
0,5
Demir ve Çelik
7,8
16,2
Antep Fıstığı-Badem
0,6
1,4
Makineler
1,3
5,6
Kömür
1,5
2,3
Ziraat Aletleri
0,5
2,2
Krom
-
0,8
Benzin-Gazyağı
4,9
5,4
Diğerleri
17,3
30,8
Diğerleri
39,1
47,9
TOPLAM
94,6
158,9
TOPLAM
144,8
193,6
Kaynak: DİE 1936, nkl. - Tarık Celal Güven, Cumhuriyetin 75. Yıldönümünde Dış Ticaretimizin Geçmişi ve Bugünü, Dış Ticaret Dergisi, 1998, Ankara.
Genç Cumhuriyetin idealist yönetici kadroları, geri bırakılmış ve yarı sömürge durumundaki ülke ekonomisini düzeltmeye, yerli sanayii geliştirip güçlendirmeye, tarımsal üretimi iyileştirmeye ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için lüzumlu fiziki ve kurumsal altyapıyı oluşturmaya koyulmuşlar ve bu oluşuma uyumlu bir dış ticaret politikası uygulamaya başlamışlardır. İşte bu çabaların sürdürüldüğü sırada 1929 Dünya Ekonomik Krizi baş göstermiştir. Hükümetler bir taraftan ekonomik kalkınma gayretlerini sürdürürken öte taraftan da ülkenin dünya ekonomik buhranından mümkün olduğunca korunması amacıyla bir dizi önlemler almak ihtiyacını hissetmiş ve 27.5.1929'da "Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsası Kanunu", 25.2.1930'da "Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu" yürürlüğe konularak, kambiyo borsasına devletin müdahalesi sağlanmıştır. Bu kanunlara dayanılarak, bir kararname ile "Kambiyo Murakabe Teşkilatı" kurulmuş, daha sonra yabancı bankaların da iştiraki sonucu, Mart 1930'da bu teşkilat bir konsorsiyum durumuna getirilmiştir.
Bu kuruluşun çalışması sonucu 1930 yılında İngiliz Lirası 1,030 kuruş civarında dondurulmuş ve daha sonra İngiliz Para Sisteminin altın esasından ayrılması ile, Türk Parası, o devrin geçerli ödeme araçlarından biri olan Fransız Frangına bağlanmıştır.
Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus, bu tedbirlerin, Osmanlı borçları nedeniyle Avusturya ve Almanya Merkez Bankalarında rehinde bulunan altınlarımızın I. Dünya Savaşı sonunda müttefiklerin eline geçmiş bulunması ve 1929'da başlayan Dünya Ekonomik Bunalımının Türkiye üzerindeki etkilerinin asgariye indirilmesi zorunluluğu ile alınmış olmasıdır.
Haziran 1930 tarihinde 1715 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu kabul edilerek 3 Ekim 1931'de banka kurulmuş ve çalışmaya resmen 1 Ocak 1932'de başlamıştır.
1931 yılında çıkarılan 1873 Sayılı Kanun ile Hükümet, yabancı ülkelerle ticaret anlaşmaları akdetmek, ayrıca ülke ekonomisini ve sanayiini yabancı mallara karşı korumak için gerektiğinde bazı malların ithalatını kısıtlamak veya büsbütün yasaklamak ve ithalatı ruhsata bağlamak üzere yetkili kılınmıştır. Bu yeni uygulama ile dış ticaretimizde Kliring Anlaşmaları ve kontenjan sistemi dönemi başlamıştır. Devletin dış ticaret üzerindeki müdahalesi gittikçe daha fazla hissedilmeye başlanmış, 1932 yılında çıkarılan bir kanunla hükümete çay ve kahve ithalatında tekel kurma yetkisi verilmiştir. Ayrıca, 29 Mayıs 1932 tarihli ve 1993 Sayılı " Takas Komisyonu Teşkili Hakkında Kanun" ile İktisat Bakanlığına bağlı bir takas komisyonu kurulmuştur. Genel ve Katma Bütçeli İdareler, Belediyeler, genel menfaatlere yararlı kurumların (Kızılay gibi) ithal edecekleri mallara dair talepler bu komisyonda toplanıp, gerektiğinde bakanlar kurulu kararı ile bu mallar takasa tabi tutulmaktaydı. Ancak özel sektör ithalatı mecburi takas dışı bırakılmıştır.
27.5.1934 tarihinde kabul edilen 2450 Sayılı İktisat Vekaleti Teşkilatı ve Vazifeleri Hakkında Kanun ile kamu yönetiminde, dış ticaret alanındaki işlerin ilk defa bir çatı altında toplanması sağlanmıştır. İktisat Bakanlığı bünyesinde ayrı şubeler halinde yer alan ;
(Md.1.A Fıkrasının 7 ile 13 numaralarında yazılı olanlar)
7- Ticaret Mümessilleri İşleri (Yurtdışı Teşkilat),
8- Harici ticaret ve hariçteki Türk Ticaret Odaları işleri,
9- Türk ihraç mallarına ve ihraç memleketlerine ait işler,
10- Ticaret mukavelelerine ve ticari münasebetlere dair işler,
11- Milli İktisadı koruma işleri
12- Ecnebi devletlerin İktisadi tedbir ve mevzuatına dair işler
13- Neşriyat ve propaganda ve turizm işleri
Dış Ticaret Reisliği (Türk Ofis) ismi altında örgütlenmiştir.
Beş yıllık ilk sanayi planının uygulandığı 1934-1938 yıllarında, birçok sınai işler başarılmış, demiryolları inşa edilmiş, silolar yapılmış, mensucat sanayii, madencilik, kağıt ve cam eşya, şeker sanayii geliştirilmiştir. Bütün bu yatırımların finansmanı yabancı kaynaklara ve borçlanmalara başvurulmadan geniş ölçüde vergiler, iç borçlanmalar ve devlet bankaları kredileri ile sağlanmıştır.
Kuruluş yıllarında devlet hazinesinin gelir sağlamak amacıyla, tütün, şeker, tuz, alkollü içkiler (bazı istisnaları ile), kibrit imali ve ithali de devlet tekeline alındığı gibi, kabotaj hakkının Türk gemilerine tanınması ve yabancı şirketlerin elinde bulunan demiryollarının millileştirilmesi ile bu alanda devlet işletmeciliği ve ticareti uygulanmıştır.
Bu döneme gelinirken iktisadi ve ticari hayatla ilgili bir çok yeni mevzuat yürürlüğe konulmuştur.
Dış ticaret uygulamalarına ilişkin yasal düzenlemeler:
ı. Ticaret konusu malları, ticaret senetlerini, ticaret şirketlerini, ticaret ihtilaflarını, tacirlerle ilgili diğer hususları düzenlemek amacıyla 1926 yılında batı ülkeleri kanunlarından yararlanılarak 865 sayılı Türk Ticaret Kanununun birinci kitabı çıkarılmış; deniz ticaretine ait ikinci kitap ise 1929 yılında kabul edilmiştir. Fakat uygulamada görülen aksaklıkların giderilmesi ve yeniden düzenlenmesi suretiyle hazırlanan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun kabulüyle 865 sayılı Kanun yürürlükten kalkmıştır.
ıı. Ayrıca İsviçre Medeni Hukukundan yararlanmak suretiyle 1926 yılında Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Kanunu kabul edilmiştir. Böylece ticari faaliyetlerin düzenlenmesinde Batı Avrupa'da uygulanan usuller ülkemize de getirilmiştir.
ııı. Bu devrede iç piyasaların düzenlenmesi, kontrolü ve tüketicinin korunması açısından önemli kanunlar da çıkarılmıştır:
- Bunlardan en önemlisi ve devrim olarak nitelendirilebilecek olanı 1931 yılında yürürlüğe konulan 1782 sayılı Ölçüler ve Ayarlar Kanunudur. Bu kanun ile metrik sistem esas alınarak ölçüler ülke çapında birleştirilmiş ve uygar ülkeler düzeyinde gelişmiş bir sisteme geçilmiştir. Ayrıca ölçü aletlerinin devamlı surette kontrolü esası getirilmiştir.
- 1930 yılında yürürlüğe konulan 1705 sayılı "Ticarette Tağşişin Men'i ve İhracatın Murakabesi ve Korunması Hakkında Kanun"la, ticaret malları üzerinde tağşiş ve hileleri önlemek üzere Hükümete yetkiler tanınmıştır. Buna ek olarak 1936 yılında kabul edilen 3018 sayılı kanunla bazı cezai müeyyideler uygulamaya konulmuştur.
- 1930 yılında yürürlüğe giren 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına her nevi gıda maddesi ile kullanılacak eşya ve levazımatın sağlık bakımından kontrolü yetkisini vermiştir.
- 1930 yılında yürürlüğe giren 1580 sayılı Belediyeler Kanunu ve daha sonra yapılan değişikliklerle belediyelere gıda maddeleri, odun ve kömür ve zaruri ihtiyaç maddeleri fiyatlarına narh koymak, bazı maddelerin kar hadlerini saptamak, stok yapmak, tanzim satışlarında bulunmak ve toptancı halleri kurmak yetkisi verilmiştir.
- 1936 yılında yürürlüğe giren 3003 sayılı Endüstriyel Mamulatın Maliyet ve Satış Fiyatlarının Kontrolü ve Tespiti Hakkındaki Kanunla Ekonomi Bakanlığı gerekli gördüğü mamullerin maliyet ve toptan satış fiyatlarını kontrol ve saptamaya yetkili kılınmıştır.
- 1938 tarihinde yürürlüğe giren 3489 sayılı Pazarlıksız Satış Mecburiyetine Dair Kanun, tüketicinin aldatılmasını önlemek ve piyasaya açıklık getirilmesi amacını gütmektedir. Aynı kanuna göre perakende satışlarda fiyatların etiketlendirilmesi ve kontrol yetkisi belediyelere verilmiştir.
- Bu dönemde iç piyasanın düzenlenmesi ve tüketicilerin korunması amacıyla yukarıda belirtilen kanunlar dışında ayrıca üreticilerin, elde ettikleri ürünlerin değer fiyatına pazarlanması amacıyla, teşkilatlandırılması politikası da takip edilmiş ve bu amaçla bir taraftan üreticilerin kredi ihtiyaçlarını sağlamak üzere 1935 yılında kabul edilen 2836 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu çıkarılmış; diğer taraftan da üreticilerin ürünlerinin kooperatifler eliyle satılmak suretiyle kıymetlendirilmesi için 1935 yılında 2834 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu yürürlüğe konulmuştur.
- Üreticilerin mallarını pazarlamalarında, iç piyasaların ve fiyatların açık bir surette oluşmasında önemli rolleri bulunan ticaret ve emtia borsalarına ait mevzuat da ele alınmış ve 1925 tarihinde 657 sayılı Ticaret ve Sanayi Odaları Kanunu'na dayanılarak 27.9.1925 tarihli tüzükle Ticaret Borsaları düzen altına sokulmuştur. Bu Kanunla Ticaret ve Sanayi Odalarına bağlı olarak kurulan Ticaret Borsaları 11.1.1943 tarihinde kabul edilen 4355 sayılı Kanunla Ticaret ve Sanayi Odalarından ayrılarak tüzel kişiliklerine kavuşmuşlar; daha sonra 8.3.1950 tarihli 5590 sayılı Kanunla bugünkü statülerini almışlardır.
ıv. 1705 sayılı Ticarette Tağşişin Men'i ve İhracatın Murakabesi ve Korunması Hakkında Kanuna ek olarak 15.6.1936 tarihinde çıkarılan Kanunun 7. Maddesi ile, Hükümete lüzum görülen bölgelerde muayyen malların ihracatıyla meşgul ruhsatnameli tacirlerin birlikler kurmalarını isteme yetkisi verilmiştir. Bu maddenin ilk uygulaması olarak 4.3.1937 tarihinde kabul edilen ve "Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK" imzasını taşıyan ve ihracatçı birlikleri tarihinin başlangıcı sayılan kararname ile "Doğu ve Cenup Vilayetleri Canlı Hayvan İhracatçıları Birliği T.A.Ş." kurulmuştur.
IV. 1939-1963 DÖNEMİ
Türkiye İkinci Dünya Savaşına bilfiil katılmamakla birlikte bu savaşın ekonomik etkilerinden büyük zarar görmüştür. Bir milyon kişilik bir ordunun silah altında tutulması mecburiyeti toplam üretim ve tüketim üzerinde etkili olduğu kadar Devletin masraflarını da çok artırmış, yeni vergiler konulmasını, hazinenin tasarruf bonoları çıkarmak suretiyle borçlanmasını gerektirmiştir. Ancak, bu borçların ödenmesinde zorluk çekildiğinden emisyona başvurulmuş, 1938 yılında tedavüldeki para hacmi 280 milyon lira iken, 1946 yılında bu miktar 900 milyon liraya ulaşmıştır. Bu durumda Türk parasının satın alma gücü devamlı surette düşmüş, toptan eşya fiyatları indeksi 1938'de 100 puan iken 1942'de 280, 1943'te 457 puana yükselmiştir.
Tarımsal üretimin düşmesiyle birlikte, ithalatın da savaş nedeniyle azalması sonucunda 1938 yılında 119 milyon dolar olan ithalatımız 1940 yılında 53 milyon dolara, 1941 yılında da 58 milyon dolara düşmüştür. Bütün bunların sonucunda, tüketimin sınırlanması ve bazı maddelerin dağıtım ve belgeye bağlanması zorunluluğu doğmuş, fiyatlar genel seviyesinin aşırı derecede yükselmesi üzerine, 18.1.1940 tarihinde yürürlüğe konulan 3780 sayılı Milli Korunma Kanunu Hükümete o dönemin zorunlu kıldığı olağanüstü yetkiler vermiştir.
Bu Kanun, Hükümete fabrikalarda üretilen malları değer fiyatını ödemek şartıyla el koyup stok etmek, fabrikalara el koyup işletmek, işçilere mecburi mükellefiyet yüklemek, malların fiyatlarını saptamak, mamulleri muayyen usullerle tevzi etmek, mal ihracatında satış şartlarını tayin etmek, halkın ihtiyaçlarıyla ilgili olarak iktisadi ve ticari faaliyette bulunmak üzere devlet müesseseleri kurmak gibi çok geniş yetkiler vermiş olup, söz konusu kanunun uygulaması ile ilgili olarak;
- 14.2.1941 tarih ve 102 sayılı Koordinasyon Kararı ile ülkenin iaşe işlerini düzenleme, yönetme ve denetleme ile görevli olmak üzere İaşe Teşkilatı,
- 14.2.1941 tarih ve 2/15169 sayılı Kararname ile yürürlüğe konulan 103 sayılı Koordinasyon Kararı ile petrol ve müştakları alım, satım ve stoklama işleri için Petrol Ofisi,
- 18.2.1941 tarih ve 104 sayılı Koordinasyon Kararı ile, bazı maddelerin ithalini, alım ve satım işlerini yapmak üzere Ticaret Ofisi,
- 25.3.1942 tarih ve 295 sayılı Koordinasyon Kararıyla ihtiyaç maddelerini tedarik, stoklama, satış ve tevzi maksadıyla Dağıtım Ofisi,
- 11.5.1942 tarih ve 320 sayılı Koordinasyon Kararı ile Hükümete, Hükümetçe tespit edilecek maddelerin doğru tahminlerinin yerinde tespiti için Köylerde Subaşı Teşkilatı,
- 21.5.1942 tarihinde 332 sayılı Koordinasyon Kararı ile, İstanbul şehrinde yakacak ihtiyacının karşılanması maksadıyla İstanbul Mahrukat Ofisi, kurulmuştur.
Savaş yıllarının getirdiği olağanüstü koşullarda alınan bu tedbirler nedeniyle iç piyasalarda arz ve talebin serbest bir şekilde işlemesinin ve fiyatların buna göre teşekkül etmesinin mümkün olamayacağı açıktır. Bu bakımdan bu dönemde iç piyasalarda devlet müdahaleciliği, hatta devlet ticareti büyük ölçüde uygulanmıştır.
7 Eylül 1946'da gerçekleştirilen Cumhuriyet tarihindeki ilk devalüasyon Kararı, bir istikrar programından çok, savaş sonrası döneme ve yeni ekonomi politikalarına uyum sağlamaya, ithalatı kısmaya, ihracatı artırmaya yönelik önlemleri kapsamıştır. Devalüasyon ile primli ikili kur uygulamasına son verilerek doların Türk Lirası karşısındaki değeri 2,80 TL, sterlinin değeri ise 11,31 TL olarak belirlenmiştir. Devalüasyon, eski primli ithalat kurlarına göre %45, primli ihracat kurlarına göre %54 oranında olmuştur. Cumhuriyet tarihindeki bu ilk devalüasyon, ihracat ürünleri fiyatlarını savaş döneminde ortaya çıkan enflasyonun etkilerinden arındırmak ve elde biriken mal stoklarını ihracata yönlendirmek amacıyla yapılmıştır. TL'nin dış değeri, 1949 yılında yeniden değiştirilmiştir. 1949 Eylül ayında sterlin, dolar ve Avrupa paralarına karşı devalüe edildiği halde, TL'nin devalüe edilmemesi ve bunun sonucunda da TL'nin değerinin başlıca Avrupa paraları karşısında %30 oranında yükselmesi üzerine Türk Lirasının devalüe edilmesi kararlaştırılmış, devalüasyon kararı ile birlikte gümrük tarifeleri de değiştirilmiş, dövizi alınmış fakat ithalatı yapılmamış malların ithalatında %45 oranında kur farkı alınmıştır.
Ülkemizin 1945 yılında 97 milyon dolar olan toplam ithalatı 1950'de 286 milyon dolara; yine aynı yıllarda 168 milyon dolar olan toplam ihracatı ise 263 milyon dolara yükselmiştir. Bu süreç içinde iç üretim hacminde de gelişmeler kaydedilmiş, 1946'da 146 puan olan (1938 üretimi 100 baz alınarak) sınai üretim indeksi 1949'da 178'e yükselmiştir. Emisyon hacminde belirli bir artış olmamış ve toptan fiyatlar indeksi aşağı yukarı sabit kalmıştır.
1946 yılında Milli Korunma Kanunu'nda yapılan bir değişiklik sonucu K/150 sayılı Karar yürürlükten kaldırılmış, yerine daha sınırlı sayıda emtianın kontrolünü kapsayan K/644 sayılı Karar yürürlüğe konulmuştur. Sonuç olarak, bu dönemde Milli Korunma Kanunu uygulaması hafifletilmiş ve izleyen yıllarda da Murakabe Teşkilatı daraltılmış, hususi mahkemeler kaldırılmış ve bu dönem esnasında Milli Korunma Kanununun yürürlükte olup olmadığı hissedilmez bir hale gelmiştir.
1950'lerde ülkemiz ekonomi yönetimine liberal fikirlerin yerleşmesi, Türkiye'ye dış yardımların artması, tarımda makineleşme, bunun etkisiyle ekim alanlarının hızla genişletilmesi, iyi ürün yıllarının birbirini izlemesi ve Kore Savaşının yarattığı yüksek Dünya konjonktürünün etkisiyle, ülke ekonomisinde hızlı bir gelişme başlamıştır.
1950 yılında ithalat %75 oranında libere edilmiş, bunun sonucu ithal malları piyasayı kaplamıştır. 1950 yılında 286 milyon dolar olan toplam ithalat, 1952'de 556 milyon dolara; 1950'de 263 milyon dolar olan toplam ihracat ise 1953 yılında 396 milyon dolara yükselmiştir. Bu arada, sınai üretim indeksi de süratle gelişmiş ve 1950'de 104 olan indeks (1948=100), 1953'te 157'ye ulaşmıştır. Tarımsal üretimde de büyük gelişmeler kaydedilmiş ve 1950'de 95 olan (1948=100) tarımsal üretim indeksi, 1953'te 155'e yükselmiştir.
Türkiye'de ilk kez en kapsamlı istikrar kararları, 1958 yılında yürürlüğe konulmuştur. 1953 yılından sonra ihracatta ortaya çıkan sıkıntılar sebebiyle 1956'dan sonra katlı kur sistemine gidilerek turistik dövizlerde 1$=5,25-5,5 TL kuru uygulanmaya başlanmış, faiz oranları ve fiyat denetimleri artırılmıştır. Bunun sonucunda ödemeler dengesi açığı bir miktar azalmıştır. Fakat sabit kur politikası uygulamasının başarısız olması, ithalatın artması, 1954'ten sonra tarımsal üretimin düşmesi, büyüme hızının yavaşlaması, enflasyon hızının yükselmesi, döviz sıkıntısının ortaya çıkması, ABD'nin dış yardımları kısması ve devalüasyon konusundaki baskıların artması sonucunda Hükümetin, 4 Ağustos 1958 tarihinde yürürlüğe koyduğu İstikrar Kararları ile TL devalüe edilmiş, MB kaynaklarına getirilen sınırlamalar ile para arzı kontrol edilmeye çalışılmış, KİT'lerin MB'den finansmanına sınırlama getirilmiş, ayrıca KİT ürünlerine zam yapılarak KİT'lerin zararları azaltılmaya çalışılmış, kamu harcamaları kısılarak bütçe açıkları daraltılmış, 1954 sonrasında getirilen fiyat kontrolleri kaldırılarak fiyat mekanizmasının işlemesi öngörülmüş, ithalatta liberasyona gidilmesi amaçlanmış, katlı kur sisteminden tekli kur uygulamasına geçilmiş ve ithalat üç aylık programlara bağlanmıştır.
İstikrar Programı ile tüm döviz alımlarında 1 dolar için 6,22 TL vergi alınırken, ithalat ve diğer döviz işlemlerine 1 dolar 9,02 TL kuru uygulaması benimsenmiştir. Ağustos 1960 tarihinde ise, farklı uygulamalara son verilerek devalüasyon işlemi tamamlanmıştır. Dış ticaret işlemlerine getirilen liberalleşme sonucunda ithalat artmış, ihracatta ise beklenen gelişme olmamıştır. Bunun sonucunda dış ticaret açığı büyümüştür.
V. PLANLI KALKINMA DÖNEMİ (1963-1980)
1963 yılı başından itibaren Türkiye'de Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planının uygulaması başlatılmıştır.
Söz konusu Planın uygulandığı 1963-1967 döneminde Türkiye'nin gayri safi milli hasılası %28,2 oranında artmış ve ekonominin yıllık ortalama büyüme hızı planda öngörülen %7 yerine %6,7 oranında gerçekleşmiştir. 1968-1971 döneminde de ortalama büyüme hızı %6,9'a ulaşmıştır.
İç ticaretin talep ve tüketim yönlerinden izlenebilmesi özel ve kamu tüketim harcamalarına ilişkin verilerle mümkün olabilmektedir. Devlet Planlama Teşkilatı verilerine göre, cari fiyatlarla kişi başına tüketim 1962'de 1.681 lira iken 1972'de 4.049 liraya yükselmiştir. Bu dönemde kişi başına tüketim artışı sabit fiyatlarla yıllık ortalama %3,5 oranında, özel tüketim artışı ise %3 dolayında olmuştur.
Özetle belirtmek gerekirse, 1970 yılına kadar (1963-1970) ekonomide büyüme hızı ortalama %6,5 civarında olmuş, enflasyon yılda ortalama %5,5 olarak gerçekleşmiştir. Bu göstergeler, 1963-1970 döneminde ülke ekonomisinin istikrar içinde büyüdüğünün işaretidir.
Türkiye Cumhuriyetinde üçüncü büyük ve önemli istikrar kararları, 10 Ağustos 1970 tarihinde alınmıştır. 1970 yılına gelene kadar, ekonomimiz belli darboğazlarla karşılaşmış, dış ticaret açığı yeniden büyümüş, TL aşırı derecede değerlenmiş, işçi döviz girişleri azalmıştır. 1970 yılında %40 oranında devalüasyon yapılarak 1 dolar=15 TL kuru belirlenmiştir. İhracatta katlı kur uygulamasına devam edilmiş, ithal teminat oranları azaltılmış, miktar kısıtlamaları (kotalar) sınırlandırılmış, faizler ve vergiler yükseltilmiş, KİT ürünlerine zam yapılmıştır. Bu kararların dış finansmanı için IMF'den 950 milyon dolarlık kredi kullanımı sağlanmıştır. Bu kararların uygulanması sonucu ihracat ve işçi döviz gelirleri artmış, 1973 yılında cari işlemler dengesi ilk defa fazla vermiş, rezervler 2 milyar dolar, ihracat 1 milyar dolar tavanını aşmış ve işçi döviz gelirleri ihracat gelirlerine yaklaşmıştır. Bu gelişmelere bağlı olarak 1971'de 14,85 TL olan dolar fiyatı, Mayıs 1974 tarihinde 13,50 TL'ye kadar düşmüştür. Giderek artan dış ticaret açığı önce işçi dövizleriyle, daha sonra dış borçlanma yoluyla karşılanmıştır. Dış ticaret açığından kaynaklanan bu olumsuz durum, kredi ihtiyacını artırdığı için Dövize Çevrilebilir Mevduatlarda (DÇM) hızlı bir yükseliş görülmüş ve kısa vadeli dış borçların toplam dış borçlara oranı 1975 yılında %24 iken, iki yıl sonra %58'e çıkmıştır. Kısa vadeli dış borçlardaki büyüme, enflasyonist baskıyı daha da artırmıştır. Dolayısıyla 1971-77 dönemindeki yıllık enflasyon oranı %18'i aşmıştır. 1970'li yılların ilk yarısında dünya petrol fiyatlarındaki artışı, Türkiye başlangıçta tüketici fiyatlarına yansıtmamış, farkı hazineden ödemiştir. Petrole dayalı ucuz enerji politikası, dünya petrol şokundan sonra iflas etmiştir. 1972 yılında toplam ithalatın ancak %10'u petrol ve petrol ürünlerinden oluşurken, 1974'te bu oran %20, 1976'da %21,5, 1978'de %30,5 ve 1980 yılında da %47,1'e yükselmiştir. 1978 ve 1979 yıllarında, döviz darboğazı sebebiyle petrol ithalatı zorunlu olarak kısıtlanmış, bu durum ekonominin küçülmesine neden olmuştur.
Ekonominin genel gidişinin giderek kötüleşmesi üzerine Hükümet, Nisan 1978 ve Mart 1979 tarihlerinde birbirine benzer iki istikrar paketini yürürlüğe koymuştur. İstikrar kararlarının başarıya ulaşması, mutlaka dış kaynağa ihtiyaç gösterdiği için IMF'nin desteğine ihtiyaç doğmuştur. Bunun için IMF'ye bir niyet mektubu verilmiş ve bir stand-by (destekleme) anlaşması imzalanmıştır.
1978 ve 1979 İstikrar Kararlarının temel amacı cari işlemler debgesini sürdürülebilir bir seviyede tutmaktır. Çünkü, 1970'li yılların ikinci yarısından sonra şiddetlenen ekonomik bunalımın en belirgin göstergesi döviz darboğazı nedeniyle ödemeler dengesi açıklarıdır. Diğer amaçlar ise, enflasyonun düşürülmesi ve KİT açıklarının kapatılmasıdır. Bu amaçlara ulaşmak için IMF ile varılan anlaşma sonucu yürürlüğe konulan başlıca önlemler arasında; TL'nin dolar karşısında 1978 yılında %23, 1979'da %28,6 oranında devalüe edilmesi, KİT ürünlerine büyük oranda zam yapılması, emisyon hacmine sınırlama getirilmesi, ithalatın kısılması, ihracatın teşvik edilmesi, yatırım harcamalarının kısılarak büyüme hızının düşürülmesi, tarım ürünleri destekleme alımları kapsamının daraltılması, DÇM uygulamasına son verilmesi, çalışanların reel maaş ve ücret artışlarına sınır getirilmesi sayılabilir.
VI. 1980 SONRASI EKONOMİK POLİTİKALAR VE DIŞ TİCARET POLİTİKASI
1973-74 petrol şokları ve batıda yaşanan enflasyon, dış ticaret hadlerinin ve dengesinin bozulmasına ve cari işlemler dengesi açıklarının artmasına yol açmıştır. Uygulanan kur politikalarıyla TL'nin aşırı değerlenmesinin önüne geçilememiştir. Dengelerin sağlanmasına yönelik olarak, ithalat gerekli araçlar yardımıyla baskı altına alınmış, döviz kontrolleri artırılmıştır. 1980 yılına kadar, göreli olarak dışa kapalı bir ekonomik model uygulanmış, ancak yine de dış konjonktürün yarattığı krizlerden ya da durgunluktan uzak kalınamamıştır. Bu nedenle AT ile entegrasyonu gerektiren gümrük indirimleri ve mevzuat uyumları gecikmiş, çoğu zaman döviz darboğazları yüzünden ara ve yatırım malları ithalatı sekteye uğramış, üretim düşmüş, işsizlik artmıştır. Tüm bu olumsuzlukların yoğunlaştığı 70'li yılları takiben, 24 Ocak 1980 tarihinde "24 Ocak Kararları" olarak ekonomik literatüre geçen ve yapısal dönüşümleri içeren bir program uygulamaya konulmuştur.
Bu Programın ana hatları şu şekilde özetlenebilir: %32,7 oranında devalüasyon yapılarak günlük kur ilanı uygulamasına gidilmiş, devletin ekonomideki payını küçülten önlemler alınmış, KİT'lerdeki uygulamaya paralel olarak tarım ürünleri destekleme alımları sınırlandırılmış, gübre, enerji ve ulaştırma dışında sübvansiyonlar kaldırılmış, dış ticaret serbestleştirilmiş, yabancı sermaye yatırımları teşvik edilmiş, kar transferlerine kolaylık sağlanmış, yurtdışı müteahhitlik hizmetleri desteklenmiştir. İthalat kademeli olarak libere edilmiş, ihracat; vergi iadesi, düşük faizli kredi, imalatçı ihracatçılara ithal girdide gümrük muafiyeti, sektörlere göre farklılaşan teşvik sistemi ile teşvik edilmiştir. Dövize Çevrilebilir Mevduat (DÇM) uygulamasına son verilmiş, döviz alım satımı serbest bırakılmış, döviz piyasası üzerindeki kontroller kaldırılmış, faiz oranları serbestleştirilmiş ve reel faiz politikası izlenmiş ve en önemlisi fiyat kontrol ve sınırlamaları kaldırılarak piyasa kurallarının geçerliliği hedef alınmıştır. İzlenen politikaların temel amaçları, Türkiye ekonomisini değişen dünya şartlarına göre yeniden yapılandırmak, dışa açmak ve dünya ekonomisi ile entegre ederek küreselleşme eğilimlerinin dışına Türkiye'yi çıkarmamaktır. Bu politikalara bağlı olarak 1980 yılından itibaren ekonominin dışa açılması sonucunda dış ticaret hacminin milli gelir içindeki payı hızla artmıştır. 1980'de ihracatın GSMH'ye oranı %4,2'den, 1997'de %13,5'e yükselmiştir.
24 Ocak 1980 ekonomik istikrar kararları ve daha sonra alınan önlemler yapısal değişiklikler içermesi bakımından önceki istikrar programlarından farklıdır. Kısa dönemde alınan sonuçlara değinmek gerekirse, 24 Ocak Kararları ile, dış rekabete açık ekonomi modeli kurulmuş, karşılaştırmalı üstünlükler gözden geçirilmiş, ihracat artmış, ihracatta sanayi mallarının payı yükselmiş, yabancı sermaye, işçi dövizleri ve turizm gelirleri artmış, artan ithalat talebine bağlı olarak ticaret açığı büyümüş, kapasite kullanım oranlarında dikkat çekici artışlar sağlanmış, reel faiz politikası çerçevesinde mevduatlar yükselmiş, tekstil, inşaat ve hafif sanayi ihracatın lokomotif sektörleri olmuştur. Altın ve döviz üzerindeki kontrollerin kaldırılmasıyla, para piyasasının bütün araçları ekonomi içindeki yerini almış, borsa gelişmiş, enflasyon gerileme sürecine girmiştir.
1980'de yurt dışında inşaat, tesisat ve montaj işleri ile teknik hizmetler yapacak girişimcilerin bu işleri ile ilgili olarak yurtdışına gerekli mal ve malzeme ihraç şekilleri belirlenmiş, bedeli Türkiye'de peşin dövizle ödenmiş malların ve kesin satışı yapılıp da yurt dışında az veya çok işçilik gördükten sonra veya ambalajlandıktan sonra alıcısına teslim edilecek malların ihracına izin verilmiştir. Sınır ticareti ve reeksporta ilişkin uygulama esasları, ihracı sınırlamaya tabi mallar listesi, ilk defa 1984 yılı İhracat Rejiminde bir bütün olarak yer almıştır.
Yine 1983 yılında ilk defa belirli kurallara uymayan, alıcılarına karşı taahhütlerini haksız yere yerine getirmeyen, doğru beyanda bulunmayan ihracatçılara maddi ve manevi cezaların uygulanması karar altına alınmıştır. 1984 ve 1985 yılları İhracat Rejimlerinde genel olarak formaliteler azaltılmış, daha önce Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığının sorumluluğunda olan pek çok yetki, çeşitli illerdeki İhracatçı Birliklerine aktarılmıştır.
Dış ekonomik ilişkiler alanında yeni bir idari yapılanmaya geçişe paralel olarak, 13.12.1983 tarihli ve 188 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Başbakanlığa bağlı Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı kurulmuştur. Bir taraftan Maliye Bakanlığı bünyesindeki Hazine Genel Müdürlüğü ve Milletlerarası İktisadi İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliği, öte taraftan Ticaret Bakanlığının Dış Ticaret Genel Sekreterliği bir araya getirilmek suretiyle oluşturulan bu teşkilat 16.4.1986 tarihli ve 3274 sayılı Yasa ile yeniden oluşturulmuştur. 11 yıl devam eden bu Müsteşarlık 9.12.1994 tarihli ve 4059 sayılı Kanun ile biri Hazine Müsteşarlığı diğeri Dış Ticaret Müsteşarlığı olmak üzere iki ayrı müsteşarlık haline dönüştürülmüştür. Söz konusu Yasa ile Başbakanlığa bağlı olarak kurulan Dış Ticaret Müsteşarlığı, dış ticaret politikasının belirlenmesine yardımcı olmak, bu politikalar çerçevesinde ihracat, ihracatı teşvik, ithalat, yurtdışı müteahhitlik hizmetleri ve ikili ve çok taraflı ticari ve ekonomik ilişkileri düzenlemek, uygulamak ve uygulamanın izlenmesini ve gelişmesini sağlamak görevlerini üstlenmiştir.
Türkiye'de ihracatı teşvik politikası kapsamında 1980'den sonra uygulanan başlıca teşvik araçları; ucuz maliyetli ihracat kredisi, vergi iade sistemi, destekleme fiyat istikrar fonundan yapılan ödemeler, ihracat karşılığı gümrük muafiyetli mal ithalatı imkanı, katma değer vergisi muafiyeti, döviz tahsisi, döviz kuru politikası, kurumlar vergisi muafiyeti, kaynak kullanımı destekleme fonu, ihracat karşılığı dövizlerden mahsup, vergi, resim ve harç istisnası ve geçici kabul rejimi ile ithalat olarak sıralanabilir.
Ocak 1981'de yürürlüğe giren İthalat Rejimi Kararı ile kotalar azaltılmış ve II sayılı Liberasyon Listesinde yer alan birçok mal I Sayılı Listeye aktarılmıştır (II sayılı listede yer alan malların ithali için bakanlık izni gerekirken, I sayılı liste için izne gerek yoktu). 1984 yılında yürürlüğe giren İthalat Rejimi ile kota listeleri tamamen kaldırılmıştır. Önceki yıllarda uygulamaya konulan liberal ithalat politikalarının hiçbiri, 1984 yılı İthalat Rejimi kadar bir yapısal değişikliği beraberinde getirememiştir. 1984 Rejimi ile yürürlüğe konulan ithalat politikasının dayandığı temel ilkeler; iç fiyatların yükselmesini önleyebilmek ve tüketiciyi korumak amacıyla aşırı derecede korunan sanayinin rekabete açılması, dış ticaretin mümkün olduğu kadar serbestleştirilmesi, fon ödemek suretiyle ithal edilecek madde sayısının artırılması ve bu suretle yeteri kadar üretilmeyen veya dağıtımında aksaklıklar görülen maddelerin fiyatlarında gözlenen aşırı yükselmenin ve böylece kaçakçılığın ve dolayısıyla haksız kazançların önlenmesi, bazı sektörlere nispi bir koruma sağlanması ve konut sorununun çözümü için sağlıklı bir kaynak yaratılması olarak özetlenebilir.
İthalat politikasının dayandığı bu temel hedeflere ulaşabilmesi için, yasak ve izne tabi maddeler listeleri yayınlanarak bunlar dışında kalan malların ithali serbest bırakılmış, diğer bir deyişle ithal edilebilecek maddeler değil, tersine yasak mallar istisna haline getirilmiştir. Silah, cephane, uyuşturucu maddeler ithali yasak mallar listesine konulmuştur. Böylece, daha önceki yıllarda hangi malların hangi yollarla ithal edilebileceğini belirten ve geriye kalan maddelerin ithalatını yasaklayan bir rejimden, ithali yasak malları tek tek belirleyen ve diğer maddelerin ithalini serbest bırakan bir rejime geçilmiştir.
24 Ocak 1980 ekonomik istikrar kararlarıyla birlikte dışa açılma ve ihracata yönelik sanayileşme stratejisi ile Serbest Bölgeler önem kazanmaya başlamıştır. 3.11.1983 tarihli Resmi Gazetede 151 sayılı Serbest Bölgeler Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararname yayınlanmış, 12.11.1983 tarihli Resmi Gazetede yer alan 83/7285 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile de Antalya ve Mersin limanları serbest bölge olarak kabul edilmiştir. Türkiye'de serbest bölgeler kurulmasına ilişkin 6.6.1985 tarih ve 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu, 21.12.1953 tarih ve 6209 sayılı Yasayı ortadan kaldırarak serbest bölgelerin kurulmasını, yönetimini, faaliyetlerinin kapsamını ana hatlarıyla yeniden belirlemiştir.
1985 yılında yürürlüğe konulan 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu, ihracatı artırmak amacıyla serbest bölge kurma ve bölgelerdeki yerli ve yabancı yatırımcıları teşvik etme düşüncesiyle hazırlanmıştır. Yasaya göre, serbest ticaret bölgesiyle Türkiye'nin diğer bölgeleri arasındaki ticaret, dış ticaret rejimi kapsamına alınmıştır. Buna karşılık, serbest bölgeler ile diğer ülkeler arasındaki ticari ilişkiler dış ticaret rejimi kapsamı dışında tutulmuştur.
Türkiye'de serbest bölgelerin yer ve sınırlarını belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Serbest bölgeler, gümrük hattı dışında sayılmakta olup, bölgelerde vergi, resim, harç, gümrük ve kambiyo mükellefiyetlerine dair mevzuat hükümleri uygulanmamaktadır. Bu bölgelerde, yabancı uyruklu yönetici ve personel çalıştırmak mümkündür.
Bu arada, 11.8.1989 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar ile döviz rejiminde geniş ölçüde serbesti getirilmiş, bu suretle Türk parasının konvertibiliteye geçmesi için gerekli olan yasal çerçeve büyük ölçüde sağlanmıştır.
32 sayılı Karar çerçevesinde döviz rejiminde yapılan serbestleştirme ve iyileştirmeler ile Rejimin esasları; Türk parasının ithalinin tamamen serbest bırakılması, ihracının ise Bakanlık iznine bağlanması, Türkiye'de yerleşik kişilerin beraberinde döviz bulundurmaları, bankalar, yetkili müesseseler ve özel finans kurumlarından 3.000 dolara kadar döviz satın almaları, yurtdışına döviz transfer ettirmeleri ve bankalar nezdinde döviz tevdiat hesabı açmaları konularında getirilen serbestiler, döviz kullanımının serbest tasarrufa terk edilmesi, yurtdışına sermaye çıkışına (belli kısıtlar ve izinler dahilinde) ve yurtdışından ayni, nakdi ve gayrimenkul kredi teminine olanak sağlanması, ihracat rejimi esaslarına uygun olarak altın ve menkul kıymet ihracının serbest bırakılması, yurtdışına döviz üzerinden garanti ve kefalet verilebilmesinin temini, mücbir sebep hallerinde verilecek ek süreler içinde getirilen ihracat bedellerinin alışında cari kur uygulanması olarak özetlenebilir.
13.8.1989 ve 20251 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 8932/1 No.'lu Türk Parasını Koruma Hakkında 32 sayılı Karara ilişkin tebliğ ile 22 Mart 1990 tarihinde Türk Lirasının konvertibilitesi ilan edilmiştir.
Türkiye ekonomisinde temel yapısal değişiklikler yaratan 24 Ocak 1980 ekonomik istikrar önlemlerinden sonra, özellikle 1990 yılından itibaren kamu kesimi açıklarının hızla artması, vergi gelirlerinin iç borç servisine bile yetmemesi, devletin nakit açığını iç borçlanma ile finanse eder duruma düşmesi, bu açığı kapatmak için dış borca ve Merkez Bankası kaynaklarına yönelmesi ile döviz rezervlerinin hızla erimesi, yeni bir istikrar programının yürürlüğe konulmasını zorunlu kılmıştır. Kamu kesimi borçlanma gereği (KKBG)/GSMH oranı, 1990 sonrasında %10'ları geçmiştir. Açık, özellikle kamu cari ve transfer harcamalarından kaynaklanmış, finansman amacıyla iç ve dış borçlanmaya gidilmiştir. Toplam borç stokunun yükselmesi yıllık ana para ve faiz ödemelerini artırmıştır. Kamu açıklarındaki hızlı büyüme, özellikle iç borçlanmanın ve bu arada faiz oranlarının hızla artmasına yol açmıştır.
1990 yılında Körfez Krizinin çıkması ve 1991 yılında erken genel seçimlerin yapılması, para politikalarının gevşemesine yol açmış, özellikle Körfez Krizi ihracatımızı olumsuz yönde etkilemiş bulunmaktadır.
Türkiye ekonomisi, 1994 yılında önemli bir iç borç baskısı altında kalmıştır. Faiz oranlarındaki hızlı yükseliş bu defa yurtdışından kısa süreli sıcak paranın spekülatif amaçlarla ülkeye akmasına sebep olmuştur. Türk Lirasının yabancı paralar karşısında reel olarak değer kazanması ihracatı kısıtlarken, ithalatı kolaylaştırmıştır. Bunun doğal sonucu olarak 1993 yılında dış ticaret açığı 14 milyar dolara, cari işlemler açığı ise 6,4 milyar dolara yükselmiş, TCMB'nin piyasaya döviz sürerek döviz kurlarında denge sağlamaya yönelik faaliyetleri ise başarıya ulaşamamış, döviz ve mali piyasalarda belirsizlik ve dalgalanmalar baş göstermiştir. Bu ortamda, enflasyonu düşürmeye ve ekonomide istikrar sağlamaya yönelik olarak 5 Nisan 1994 kararları alınmıştır. Bu programla, bir taraftan ekonominin hızla istikrara kavuşturulması, diğer taraftan da istikrarı sürekli kılacak yapısal reformların gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır.
Bu kararlar çerçevesinde uygulamaya konulan başlıca önlemler, Türk Lirasının %39 oranında devalüe edilmesi, Hazine Bonosu, tahvil ve repo gelirlerinden alınan %5'lik verginin kaldırılması, munzam karşılıkların sıfırlanması, VDMK ve döviz hesaplarına %22 disponibilite zorunluluğunun getirilmesi, net aktif ve ekonomik denge vergilerinin bir defaya mahsus olarak toplanması, döviz kurlarının serbest bırakılması, kurların on banka verilerine göre belirlenmeye başlaması, TL cinsinden tasarruf mevduatına ve Döviz Tevdiat Hesaplarına sigorta kapsamında sınırsız güvence getirilmesi, 10 yıllık aradan sonra IMF ile stand-by anlaşmasına gidilmesi, Hazinenin Merkez Bankasından alacağı avansa sınır getirilmesi, KİT ve Tekel ürünlerinin pahalılaştırılması, akaryakıta ilişkin kesintilerin artırılması, ana başlıkları altında özetlenebilir.
Kalkınma Planları ve Yıllık Programlardaki toplumsal ve ekonomik hedeflerin gerçekleştirilmesi, bölgeler arası farklılıklardan kaynaklanan ekonomik ve sosyal dezavantajların ortadan kaldırılması, yeni eğitim olanakları sağlanarak istihdamın güçlendirilmesi, araştırma ve geliştirme faaliyetlerine ağırlık verilmesi, aynı üretim dalında faaliyette bulunan finansman gücü yetersiz işletmelerin örgütlenmesi, çevre sorunlarının önlenmesi için sanayiin yeniden yapılanması, tarım ürünlerinin GATT taahhütlerimiz çerçevesinde desteklenmesi, ülke ürünlerinin dış piyasalarda tanıtımı ve pazarlanması amacıyla 1995 yılı başından itibaren ihracata yönelik devlet yardımları programları yürürlüğe konulmuştur.,
İhracat Rejimi Kararına istinaden yayımlanan İhracat Yönetmeliği hükümleri uyarınca, 1936 yılından beri devam etmiş olan ve ihracatçılara, ihracat yapabilme olanağı tanıyan ihracatçı belgeleri uygulamasına 15.1.1996 tarihinden itibaren son verilmiştir (ithalatçı belgeleri uygulaması ise 1.1.1996 tarihi itibariyle yürürlükten kaldırılmıştır). İhraç edeceği mala göre ilgili ihracatçı birliğine üye olan, gerçek usulde vergiye tabi (tek vergi numarası sahibi) gerçek ve tüzel kişi tacirler, esnaf ve sanatkarlar odalarına kayıtlı üretim faaliyetiyle iştigal eden esnaf ve sanatkarlar ile joint-venture ve konsorsiyumlara ihracat yapabilme olanağı tanınmıştır.
Üretiminde ithal girdi kullanılan mamullerin ihracı, ihracat sayılan satış ve teslimler ile döviz kazandırıcı hizmet ve faaliyetlerin belirlenmesi ve bu husustaki tedbirlerin düzenlenmesi ve yürütülmesi amacıyla 31.12.1995 tarihinde 95/7615 sayılı Dahilde İşleme Rejimi Kararı uygulamaya konulmuştur. Bu Karar uyarınca; Türkiye gümrük bölgesi içerisinde (serbest bölgeler hariç) yerleşik firmalara verilecek izin belgeleri kapsamında ihracı taahhüt edilen işlem görmüş ürünlerin üretimi için gerekli olan hammadde, yardımcı madde, yarı mamul ve ambalaj malzemeleri, ithal sırasında, ticaret politikası önlemlerine tabi tutulmaksızın alınması gereken her türlü vergiden muaf tutulmuştur. Öte yandan, serbest dolaşıma girmiş bir eşyanın, işlem görmüş ürünler şeklinde ihracı halinde ise ithalat esnasında alının vergilerin geri ödenmesi sistemi ihdas olunmuştur. İhracatın gerçekleştirilmesi, dahilde işleme izin belgelerinde ihracı taahhüt edilen malın, İhracat Rejimi Kararı ve İhracat Yönetmeliği ile Gümrük Mevzuatına uygun şekilde gümrük hattından bir üçüncü ülkeye veya Avrupa Birliği üyesi ülkelere gönderilmesi anlamındadır. İhraç bedellerinin yurda getirilmesine ilişkin esaslar Kambiyo Mevzuatı hükümlerine tabi olup, ihraç bedelleri Türkiye'ye döviz veya mal olarak getirilebilmektedir.
Hariçte İşleme Rejimi (Geçici İhracat), serbest dolaşımdaki eşyanın, işlenmek üzere Türkiye gümrük bölgesinden geçici olarak üçüncü ülkelere gönderilmesi ve bu faaliyetler sonucu elde edilen ürünlere tam veya kısmi muafiyet uygulamak suretiyle tekrar serbest dolaşıma girmesidir.
Avrupa Birliği (AB) ile gümrük işbirliğine girildikten sonra AB mevzuatı ile uyumlu olacak şekilde iki ayrı Hariçte İşleme Kararı uygulamaya konulmuştur. Bunlardan ilki, 31.12.1995 tarihli ve 97/7617 sayılı karar ile Dış Ticaret Müsteşarlığınca yürürlüğe konulan "Hariçte İşleme Rejim Kararı", diğeri ise 9.11.1996 tarihli ve 96/8569 sayılı Karar ile yürürlüğe konulan "Türkiye ile Avrupa Topluluğu Arasında Oluşturulan Gümrük Birliği Dolayısıyla Bir Kısım Gümrük Rejimlerinin Oluşturulmasına İlişkin Esaslar Hakkında Karar"dır.
VIII -ÜLKEMİZİN DIŞ TİCARETİNİN YAPISAL DEĞİŞİMİ:
Türkiye'yi gelişmiş ülkeler düzeyine yükseltmek ve bu amaçla uygulanabilecek bir ekonomi politikası belirlemek için, 1923'de İzmir'de yapılan İktisat Kongresi ile özel sektör, iktisadi kalkınmayı gerçekleştirecek başlıca unsur olarak görülmüş ve bu doğrultuda ekonomik yatırımlarda bulunması için teşvik edilmiştir.
1927 yılında çıkarılan "Teşvik-i Sanayi Kanunu" ile sanayi üretimi belli muafiyetlerle teşvik edilmiş, bir yandan tarımsal makine, araç ve gereçleri ithalatında gümrük muafiyeti sağlanmış, öte yandan yerli üretim ve sanayii korumak amacı ile iplik ve kumaş, şeker, un ve diğer gıda maddeleri, deri ve ağaç mamulleri ve çimento gibi maddelerin ithalatı yüklü gümrük vergileri ile kısıtlanmıştır.
Cumhuriyetin kuruluş yılı olan 1923'de ihracatımız yaklaşık 51 milyon dolar, ithalatımız ise 87 milyon dolar olarak seviyesinde olup, ihracatın ithalatı karşılama oranı %58,5, ihracatın GSMH'ya oranı %9,1, ithalatın GSMH'ya oranı ise %15,5 olarak gerçekleşmiştir.
1923 yılında toplam ihracatımızda tarım sektörünün payı %88 madencilik sektörünün payı %3, sanayi sektörünün payı ise %9 olmuştur. 1923 yılında toplam ithalatın sektörler itibariyle dağılımında, tarım sektörünün payı %0,1, sanayinin payı %94,6 ve madenciliğin payı %5,3'dür.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye, dış ticaretinin büyük bir bölümünü gelişmiş ülkelerle yapmıştır. İhracatımızın ülkelere göre dağılımına baktığımızda, 1923 yılında %18,6 ile İngiltere en çok ihracat yaptığımız ülke olmuştur. İtalya %17,9 ile ikinci, Fransa %12,4 ile üçüncü, Almanya %9 ile dördüncü ve ABD % 7,9 ile beşinci sırada yer almıştır. İthalatımızın ülkelere göre dağılımında ise, 1923 yılında İtalya %19,5, İngiltere %17,3, Fransa %9,1, ABD %7,6 ve Almanya %6.3'lik paya sahipti.
1923 yılında ihracatımızda ilk dört madde;
-Yaprak Tütün (12,2 milyon dolar)
-Kuru Üzüm (6,3 milyon dolar)
-Pamuk (3,7 milyon dolar)
-Tiftik, Yün, İpek (3,4 milyon dolar)
1923 yılında en fazla ithalatı yapılan maddeler sırasıyla;
-Pamuklu Dokuma (28,9 milyon dolar)
-Şeker (6,6 milyon dolar)
-Buğday (5,1 milyon dolar)
-Yünlü Dokuma (4,9 milyon dolar)
Cumhuriyetin ilk yıllarında artış gösteren dış ticaret hacmi, 1927 yılından itibaren azalmaya başlamıştır. 1929 yılında yaşanan Dünya Ekonomik Bunalımının etkisiyle ithalatta yaşanan önemli orandaki düşüşler sonucunda dış ticaret hacmi iyice daralmıştır. 1923-1929 yılları arasında dış ticaret dengesi de sürekli açık vermiştir.
Tablo I: 1923-1938 Yılları Arasında Dış Ticaret Değerleri (Bin $)
YILLAR
İHRACAT
İTHALAT
DIŞ TİCARET HACMİ
DIŞ TİCARET DENGESİ
İHR/İTH
1923
50.790
86.872
137.662
-36.082
58,47
1924
82.435
100.462
182.897
-18.027
82,06
1925
102.700
128.953
231.653
-26.253
79,64
1926
96.437
121.411
217.848
-24.974
79,43
1927
80.749
107.752
188.501
-27.003
74,94
1928
88.278
113.710
201.988
-25.432
77,63
1929
74.827
123.558
198.385
-48.731
60,56
1930
71.380
69.540
140.920
1.840
102,65
1931
60.226
59.935
120.161
291
100,49
1932
47.972
40.718
88.690
7.254
117,82
1933
58.065
45.091
103.156
12.974
128,77
1934
73.007
68.761
141.768
4.246
106,18
1935
76.232
70.635
146.867
5.597
107,92
1936
93.670
73.619
167.289
20.051
127,24
1937
109.225
90.540
199.765
18.685
120,64
1938
115.019
118.899
233.918
-3.880
96,74
Kaynak: T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü
Dış ticaret hacmi 1932'de en düşük seviyesi olan 88 milyon dolara inmiştir. 1938 yılında uygulanan liberasyon nedeniyle meydana gelen dış ticaret açığı dışında, 1930-1938 döneminde dış ticaret dengesi fazla vermiştir. 1930'lu yılların başlarında hükümet, sadece ihracat geliriyle ödeyebileceği kadar ithalat yapılmasına izin vermiştir.
1930 yılından itibaren Türkiye'nin dış ticaretinde Almanya'nın ağırlığı gittikçe artmıştır. Almanya'nın 1932'de toplam ithalatımızdaki payı %25 iken, 1935-38 yılları ortalaması %46'ya yükselmiş; ihracatımızdaki payı ise aynı dönemde %15'den %44'e çıkmıştır. TL'nin değeri yabancı paralar karşısında yüksek tutulduğu için, mal ihraç etmekte zorlanan Türkiye, Almanya ile yaptığı ikili ticaret anlaşmasıyla mallarını bu ülkeye daha kolay satma imkanı bulmuştur. Dış ticaretin Almanya'ya olan bu aşırı bağımlılığı rahatsızlık yaratmakta gecikmemiş ve Hükümet İngiltere'ye yaklaşma çabasına girmiş, yapılan ticaret anlaşmasıyla, İngiltere Türkiye'ye 19 milyon sterlin kredi açmıştır.
1939 yılından itibaren II. Dünya Savaşının etkisiyle dış ticaretimizde önemli düşüşler yaşanmaya başlanmıştır. 1938 yılında 234 milyon dolar olan dış ticaret hacmi, 1940 yılında 138 milyon dolara gerilemiştir. İthalattaki düşüş %43 oranında olmuştur.
Savaş yıllarında, dış ticaret fazlaları ihracatın artırılmasından çok ithalatın kısılmasıyla sağlanmıştır. Ancak, savaş ortamında ihracat yeteri kadar artırılamamıştır.
1940 ve 1941 yıllarında, siyasi nedenlerle, Almanya ile olan dış ticaretimizde belirgin gerilemeler yaşanmıştır. Türk mallarının fiyatlarının yüksek olması, İngiltere'nin dış ticaretinde kendi imparatorluğuna dahil ülkelere yönelmesi, ABD'nin mesafe olarak uzakta bulunması gibi nedenlerle dış ticaretimizde Almanya'nın yerini alabilecek ülke bulunamamıştır. Bu zorluklar nedeniyle, Almanya'nın dış ticaretimizdeki payı 1942'den sonra yeniden yükselmiş, 1944 yılının sonuna kadar da birinci ülke olma özelliğini korumuştur. 1945 yılından sonra ise, dış ticaretimizde ABD, İngiltere ve diğer Batı Avrupa ülkelerine yönelim başlamıştır. Türkiye'nin ithal ettiği malları üreten ülkelerin arzı azaltmaları, ulaşım güçlükleri gibi savaş koşulları da ithalatımızın düşmesinde etkili olmuştur. İthalatın daralması, sermaye ve ara malı ithalatını da düşürdüğü için, yerli sanayi olumsuz yönde etkilemiştir.
Hükümet, ihracatı artırarak dış ticaret fazlası sağlamayı amaçlarken, kambiyo politikası bu amaçla çelişki oluşturmuştur. TL'nin değeri yüksek tutulmuş, gelir elde etmek için ihracat üzerine vergi konmuş, dolayısıyla ihracat, hem miktar hem de değer olarak düşmüştür.
Tablo II: 1939-1947 Yılları Arasında Dış Ticaret Değerleri (Bin $)
YILLAR
İHRACAT
İTHALAT
DIŞ TİCARET HACMİ
DIŞ TİCARET DENGESİ
İHR/İTH
1939
99.647
92.498
192.145
7.149
107,73
1940
85.728
53.018
138.746
32.710
161,70
1941
94.678
57.550
152.228
37.128
164,51
1942
126.949
113.625
240.574
13.324
111,73
1943
197.813
156.188
354.001
41.625
126,65
1944
178.908
126.881
305.789
52.027
141,00
1945
168.407
97.051
265.458
71.356
173,52
1946
215.829
119.695
335.524
96.134
180,32
1947
223.301
244.644
467.945
-21.343
91,28
Kaynak: T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü
1945 yılına kadar ihracatta ve ithalatta meydana gelen değişmeler hemen hemen paralel gitmiştir. Ancak 1947 yılında ithalatta ani bir artış gözlenmiştir. 1946 yılında 119 milyon dolar olan ithalat %104,3 oranında artarak 244 milyon dolara yükselmiştir. Aynı yılda ihracat artışı %3,5 olmuştur. Bu tarihten itibaren ithalat ve ihracat artış hızları arasındaki paralellik bozulmuş ve dış ticaret dengesi açık vermeye başlamıştır.
1950 yılında ihracatımız 263 milyon dolar, ithalatımız ise 285 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Aynı yıl dış ticaret açığımız 22 milyon dolar olmuş ve bu yıldan itibaren dış ticaret açığı artmaya başlamıştır.
1950-1953 yılları ekonomimizin dinamizm kazandığı, gerek elverişli hava şartları, gerek Kore Savaşı'nın sağladığı olumlu dünya konjontürü sayesinde gelişme hızının yüksek olduğu bir dönemdir. Bu dönemde yatırımlar artmış ekili sahalar genişlemiş, elverişli ihraç olanakları doğmuştur. Bunun sonucunda ihracat 1950 yılından itibaren hızla çoğalan bir oranla artış göstermeye başlamıştır.
1953 yılı, 1950-60 döneminin en yüksek dış ticaret hacmine sahiptir. Yine 1950-1953 yıllarında gelişme ve potansiyel talep ile birlikte ekonominin ithal talebi de çok yüksek olmuş, liberasyon en üst seviyede uygulanmıştır. İhracattaki artışa karşılık, ithalattaki artışın çok daha fazla olması açığın döviz rezervleri, dış yardımlar ve özel kredilerle kapatılmasını gerektirmiştir. Bu dönemde Türkiye'nin dünya ticaret hacmi içindeki yeri, en yüksek seviyesi olan onbinde 64'e kadar yükselmiştir.
1950 yılında ithalatın değer olarak yaklaşık %46'sı yatırım malları, %33,4'ü hammadde ve ara mallarından oluşmaktaydı. Tüketim mallarının toplam ithalat değerindeki nispi payı dönemin başında ortalama %20 idi. Bu oran giderek dönem sonunda %10'nun altına inmiştir. Bu düşme, tüketim mallarının yurtiçinde üretiminin artmasından çok, döviz sıkıntısı dolayısıyla tüketim malları ithalatına getirilen kısıtlamalara bağlanabilir. İthalatın kısıtlanması sonucu iç talep yerli üretime kaymıştır. Söz konusu dönemde ithalatın önemli bir kısmı makine ve yapı malzemelerinden oluşmaktaydı. İthalatın yapısı ülke ekonomisinin giderek daha fazla dışa bağımlı hale geldiğini, tüketim mallarında sağlanan ithal ikamesinin beklendiği kadar döviz tasarrufu sağlamadığını göstermektedir. Öte yandan, döviz tasarrufu amacıyla ithalatın kısıtlanması içerde etkin olmayan, yüksek maliyetle çalışan, dış rekabetten korunduğu için, iç piyasada tekel karları elde eden bir sanayi yapısının ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Aynı dönemde Türkiye'nin ihracat gelirleri yine mutlak olarak tarım ve hayvancılık ürünlerine bağlı olup, toplam ihracat içindeki payı %93'tür. Sanayi ürünlerinin ihracat gelirlerindeki payı %5'in altında olup, sanayi ürünleri adı altında sınıflandırılan bu maddeler daha ziyade basit dönüşümden geçirilmiş tarımsal ürünlerdir. İhracat gelirleri içinde madencilik ürünlerinin %5,6'lık bir payı vardır. Bu dış ticaret yapısına bakarak, Türkiye'nin 1950-1960 döneminde, tarımsal ve madensel hammaddeler ihracatçısı, yatırım malları ve ara malları ithalatçısı ve henüz sanayileşme sürecinin başında bir ülke olduğu sonucu çıkartılabilir.
Tablo III: 1948-1962 Yılları Arasında Dış Ticaret Değerleri (Bin $)
YILLAR
İHRACAT
İTHALAT
DIŞ TİCARET HACMİ
DIŞ TİCARET DENGESİ
İHR/İTH
1948
196.779
275.053
471.832
-78.274
71,54
1949
247.825
290.097
537.922
-42.272
85,43
1950
263.424
285.644
549.068
-22.220
92,22
1951
314.082
402.086
716.168
-88.004
78,11
1952
362.914
555.920
918.834
-193.006
65,28
1953
396.061
532.533
928.594
-136.472
74,37
1954
334.924
478.359
813.283
-143.435
70,02
1955
313.346
497.637
810.983
-184.291
62,97
1956
304.990
407.340
712.330
-102.350
74,87
1957
345.217
397.125
742.342
-51.908
86,93
1958
247.271
315.098
562.369
-67.827
78,47
1959
353.799
469.982
823.781
-116.183
75,28
1960
320.731
467.541
788.272
-146.810
68,60
1961
346.740
507.205
853.945
-160.465
68,36
1962
381.197
619.447
1.000.644
-238.250
61,54
IX- SONUÇ:
Gerek içerik gerek ülke sayısı bakımından gittikçe genişleyen kapitülasyonlar nedeniyle ekonomisi yarı bağımlı duruma gelmiş olan Osmanlı İmparatorluğunun yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, 75 yıllık geçmişi boyunca her alanda olduğu gibi dış ticaretin ülke yararına gelişmesi yolunda da önemli aşamalar kaydetmiştir. Kurtuluş Savaşından askeri zaferle çıkan Mustafa Kemal önderliğindeki genç kadro, tam bağımsızlığın kalıcı olabilmesi için, bir taraftan Lozan Barış Görüşmelerine devam ederken diğer taraftan da ülke içinde önemli ekonomik atılımların hazırlığı içine girmiştir. Bu amaçla, 1923 yılında, daha Cumhuriyet ilan edilmeden önce İzmir İktisat Kongresi toplanmış ve Kongrede ülkenin dışa bağımlılığının azaltılması için milli sanayiin korunması ve geliştirilmesi yönünde önemli kararlar alınmıştır.
Cumhuriyetin ilanından sonra, çağdaş bir ülke yaratma yolunda toplumun her alanını kapsayan hızlı bir değişim sürecine girilmiştir. Bu değişimin ekonomik yansıması, hızlı bir ekonomik örgütlenmeye ve hukuksal düzenlemeye gidilmesi şeklinde olmuştur. Ülke sanayiinin ihtiyaç duyduğu sermaye birikiminin sağlanması amacıyla bankacılığa önem verilmiştir. Türkiye İş Bankası, Sanayi ve Maadin Bankası (daha sonra Sümerbank adını almıştır), Etibank kurulan ilk bankalar olmuştur. Ayrıca, ülkenin para politikasının yönlendirilmesi amacıyla kurulan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 1932 yılında faaliyete başlamıştır. Türk Ticaret Kanunu 1926 yılında, Teşviki Sanayi Kanunu 1927 yılında, Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu 1930 yılında çıkarılmıştır.
1929 Dünya Ekonomik Bunalımından sonra, Türkiye devletçiliğe dayalı ekonomik model uygulamaya başlamış, kendi kendine yetebilmeyi amaçlayan müdahaleci bir dış ticaret politikası gütmüştür.
Türkiye II. Dünya Savaşına girmemekle birlikte, savaşın olumsuz etkilerini yaşamıştır. Savaş yıllarında enflasyon artmış, özellikle tarım kesiminde önemli üretim düşüşleri yaşanmıştır. Savaş dolayısıyla daralan dünya talebinin de etkisiyle ihracatımız, özellikle miktar bazında düşmüştür. Bu dönemde ithalatta da düşüşler yaşandığı için dış ticaret hacmimiz daralmıştır.
1940 yılında uygulamaya konan Milli Korunma Kanunu ile tüketim mallarının fiyatlarının denetim altına alınmasında Hükümete geniş yetkiler tanınmıştır. Ancak, bu kanun fiyatların kontrol altında tutulmasını sağlayamamıştır.
Savaş yıllarında aşırı değerlenen TL'nin değerini yeniden ayarlamak üzere, 1946 yılında Cumhuriyet tarihinin ilk devalüasyonu yapılmıştır. Bu devalüasyon ile ithalatın kısılması ve ihracatın artırılması hedeflenmiştir.
1950'li yıllar ekonomi yönetiminde liberal fikirlerin ağırlığını hissettirdiği yıllar olmuştur. Dış yardımların artması, tarımda makineleşmeye gidilmesi, yaygın bir ulaşım ağının gerçekleştirilmesi ve dünya pazarlarında yaşanan gelişmelerin etkisiyle, 1950'lerin ilk yarısında milli gelirde önemli artışlar sağlanmıştır. Bu üretim artışına paralel olarak ihracatımız da artmış, %75 oranında libere edilen ithalatın getirdiği ithalat artışları da buna eklenince dış ticaret hacmimiz 1 milyar dolarlar seviyesine yaklaşmıştır. Ancak, daha sonraki yıllarda hızlı fiyat artışları ve ihracatta yaşanan sıkıntılar nedeniyle ekonomi bozulmuş ve 1958 yılında kapsamlı bir istikrar programı hazırlanmıştır. Bu programla birlikte TL ikinci defa devalüe edilmiştir.
Planlı dönemle birlikte, Türkiye ithal ikameci kalkınma politikasını yoğun olarak uygulamaya koymuştur. 1970 yılına kadar düşük enflasyonlu yüksek büyüme gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde, sanayi ve altyapı alanında önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Ancak, bu istikrar sürdürülememiş ve 1970 yılında hazırlanan istikrar programıyla birlikte TL yeniden devalüe edilmiştir.
1970'lerde yaşanan petrol fiyatlarındaki aşırı artışların olumsuz etkisi, yurt dışında çalışan Türk işçilerinin yurda getirdikleri dövizler sayesinde ilk yıllarda çok fazla hissedilmemiştir. Dünya petrol fiyatlarındaki artışlar yurtiçi fiyatlara yansıtılmadığı için, kriz bir anlamda ertelenmiş ve 1970'lerin ikinci yarısında ödemeler dengesi açıkları ve buna bağlı olarak da döviz darboğazları yaşanmıştır. Bu dönemde, ithalatımız içindeki petrol ve petrol ürünlerinin payı giderek artmıştır. Bozulan ekonomik düzenin yeniden sağlanması amacıyla 1978 ve 1979 yıllarında iki istikrar programı hazırlanmıştır. Ancak bu istikrar programları enflasyonun düşürülmesini ve döviz darboğazının aşılmasını sağlayamamıştır.
1980 yılında uygulamaya konan 24 Ocak Kararları ile birlikte Türkiye yeni bir döneme girmiştir. Bu dönemin en önemli özellikleri; ihracata dayalı kalkınma modelinin benimsenmesi, Türk ekonomisinin dışa daha açık hale getirilmesi ve serbest piyasa kurallarının bütün yönleriyle uygulanmaya çalışılmasıdır. Bu dönemde, günlük döviz kuru uygulamasına geçilmiş, dış ticaret serbestleştirilmiş, yabancı sermaye teşvik edilmiş, ithalat kademeli olarak libere edilmiş, ihracatı teşvik amacıyla çeşitli önlemler alınmıştır. Bu politikalara bağlı olarak, Türk ekonomisi dışa daha açık ve daha rekabetçi bir yapı kazanmıştır. İhracatın artırılması amacıyla, ihracatçılara ucuz krediler sağlanmış, vergi iadesi sistemi getirilmiş, serbest bölge kurulmasına önem verilmiştir. Ayrıca, ihracat karşılığı gümrük muafiyetli mal ithalatı imkanı sağlanmıştır. Döviz kuru politikası, vergi politikası, teşvik politikası bu dönemde ihracatın artırılması amacında yoğun olarak kullanılan araçlar olmuştur. Ekonominin tekrar krize girmesi nedeniyle 1994 yılında 5 Nisan Kararları uygulamaya konulmuş ve TL devalüe edilerek dış ticaret dengesi sağlanmaya çalışılmıştır. Kriz nedeniyle 1994 yılında küçülen Türkiye Ekonomisi, alınan önlemlerin etkili olmasıyla birlikte sonraki yıllarda büyüme trendini tekrar yakalamıştır.
Türkiye, dünya ticaretinin daha liberal hale getirilmesini amaçlayan GATT Anlaşmasına 1951 yılında taraf olmuş, GATT kapsamında yapılan Uruguay Turunun sonunda kurulan DTÖ'nün kuruluş anlaşmasını 1995'te onaylamıştır.
Türkiye, 1963 yılında AET ile imzaladığı Ankara Anlaşmasıyla üç aşamada tamamlanacak olan bir ortaklık ilişkisi kurmuştur. Hazırlık, geçiş ve tam üyelik aşamalarından oluşan bu süreç, zaman zaman sekteye uğramıştır. Türkiye'nin 1987 yılında yaptığı tam üyelik başvurusu kabul edilmemiştir. 1996 yılında yürürlüğe giren 1/95 sayılı Kararla taraflar arasında gümrük birliği gerçekleştirilmiştir. Karar, malların serbest dolaşımı, ortak ticaret politikası ve Ortak Gümrük Tarifesinin (OGT) benimsenmesi, mevzuat uyumunun sağlanması gibi konuları içermektedir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında tamamına yakını tarım ürünleri ağırlıklı olan ihracatımızın yapısı, giderek sanayi ürünleri lehine değişmiş ve 80'lerden sonra sanayi ürünleri ağırlıklı bir yapıya bürünmüştür. Ancak bu gelişmelerin yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. İhracatımızın dünya ihracatı içindeki payının (1997 yılında %0,5) artırılması için çeşitli tedbirlerin alınması gerekmektedir.
Sürdürülebilir ihracat artışının gerçekleştirilmesi için, ihracatın az sayıdaki pazara ve sektöre bağımlılığının ortadan kaldırılması, katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesi ve ihraç edilmesi, alım gücü yüksek pazarlara yönelinmesi gerekmektedir.
Türkiye'nin üretim yapısı ve yaratılacak katma değer gibi hususlar dikkate alındığında, dünya ticaretinde payı giderek artan sektörlerin hedef sektör olarak belirlenmesi gerekmektedir. Bu sektörler; tekstil ve konfeksiyon sanayii (moda ve markaya yönelik), elektrikli ve elektronik makine ve cihazlar sanayii, otomotiv ana ve yan sanayii, makine-imalat sanayii, bilişim sektörü, demir-çelik (yassı ürün) sanayii, gıda sanayii ve toprak sanayii ürünleridir.
Bugüne kadar yeterince girilemeyen pazarlarda gelişme sağlanmalıdır. Bu pazarlar; BDT, Merkezi ve Doğu Avrupa ülkeleri, Kuzey ve Latin Amerika, Uzakdoğu ve Ortadoğu bölgesinde yer alan bazı ülkeler ile Güney Afrika Cumhuriyetidir. Bu pazarlardan yeterli payın alınabilmesi için, teknolojik yapının yenilenmesi, bugüne kadar uygulanan pazarlama yöntemlerine ilaveten yeni pazarlama yöntemleri geliştirilmesi, girdi maliyetlerinin dünya ile rekabet edebilecek bir yapıya kavuşturulması ve uluslararası mevzuata uyumun sağlanması gerekmektedir.
Dış ticaret, iç ekonomik gelişmelerden bağımsız olarak düşünülemez. Bu nedenle, ihracatımızın iki binli yıllarda hak ettiği yere gelebilmesi için, makro ekonomik dengesizlikler ortadan kaldırılmalı, ulaştırma ve haberleşme altyapısı geliştirilmeli, ihracatçı firmalar örgütlenmeli, KOBİ'ler ihracata yönlendirilmeli, üniversiteler ile sanayi işletmeleri arasındaki teknik işbirliği geliştirilmelidir. Gerekli önlemler alındığı takdirde bu hedefin gerçekleştirilememesi için hiçbir neden bulunmamaktadır.
odevlik.com - Türkiye'nin En Geniş Ödev Sitesi
Anasayfa - Ödeme Bildirim Formu - Banka Hesaplarımız - YARDIM VE İLETİŞİM
|
|






